Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 671 yazı 2 takipçi

Şimdi işler tersine dönmüştü!..

Önce kantini incelemeye aldım. Tesbitlerim karşısında dehşete kapılmıştım.Kısa zamanda borçlarımızın hatırı sayılır bölümünü ödeyerek, rahat hareket edebilme imkânı yakaladık. Sonra; eldeki imkânları en verimli şekilde kullanabilmenin yollarını araştırmaya ve gelir getirebilecek programlar geliştirmeye başladık.Çalışmalar devam ederken Kolej Stüdyo

Krizin müsebbibi olanlara tarifsiz öfke duyuyordum!

"Yalnız şu kriz... sırtı hiçbir zaman yere gelmeyecek müessesemin ilerleme, hamle üzerine hamle yapma, büyüme yolunu kesiyordu!"İŞLERİMİZİN TAMAMI SABIRDIR...Mübarek cuma günüydü...Sarıyer'e götürmek için hazırlanan börek, daha kızartılmamıştı. Karşımda, iki üç metre ileride hanımın telaşından yanına yaklaşılamıyordu. Haklıydı da... Bu kadar meşgul

Travma oluşturan bu hadisenin çok tesirinde kalmıştım...

Onüç ondört yaşlarında yaşadığım bu hadise, bende derin izler bıraktı. Uzun zamanbilmediğim derelere, çaylara, göllere ve denize giremedim.Fikri, biraz soluklandı ve su altında yaşadıklarını anlatmaya devam etti:-Ne kadar istesem de su yüzüne bir türlü çıkamıyordum. Ben de artık ömrüm bitti, boğulacağım demişken son bir gayretle su yüzeyine doğru h

Bozayıve yavrusunu görünce rengim soldu, ağzım kurudu!..

İki kafadar, belli etmesek de yalnızlıktan ve yırtıcı hayvanlardan da korkuyorduk. Ağaçsız tarafa geçtik, koca bir kayanın üzerine çıktık...Gözelerden akan sular mini bir çay oluşturmuş billurdan bir ırmak gibi şırıl şırıl akıyordu. Derenin güneyi çıplak kayalık, karşı taraf ise alabildiğine büyük çamların olduğu ormanlıktı. Sanki çamlar söz vermiş

Arkadaşım birden durdu!Alnında boncuk boncuk terler birikmişti!..

Aman yâ Rabbî! Daha dün gibi... Hayat hakikaten en uzun hadiseleriyle çabuk biten bir sinema şeridinden maada bir şey değil!Fikri, en sevdiğim mektep arkadaşlarımdan biriydi. İçtiğimiz su ayrı gitmezdi.Aman yâ Rabbî! Daha dün gibi... Hayat hakikaten en uzun hadiseleriyle çabuk biten bir sinema şeridinden maada bir şey değil! Tek kelimeyle RÜYA...Me

"Yahu, nedir bu hâl, bu kadar dalgınlık da fazla!.."

Gaban yolu, Kuzu göllerinin yakınından Çılçıl'a uğramadan kayalık rampayı tırmanıyoruz... Toprak, su, çimen, çiçek kokusu püfür püfür...Yakıcı güneş, kızgın oklarını, üzerimize üzerimize yağdırıyor, bazen duran ve bazen yeniden esmeye başlayan kararsız rüzgâr, biraz ferahlandırsa da fayda vermiyordu.Gaban yolu, Kuzu göllerinin yakınından Çılçıl'a u

Çokkorktuğum ve bende derin iz bırakanbir hatıra...

Uzun ve zorlu süren tipi boranlı kış ayları bitti. Köyün üzerini örten koyu kurşuni bulutlar gitmiş, yerini masmavi gökyüzüne bırakmıştı.Gelmişiz dünyaya, elde olmadan,Elde olmadan da, gideriz bir gün.Kimi elli, kimi altmış dolmadan,Ecel gelir gelmez, ölürüz bir gün.Dünya bir tarladır, eken biçecek,Herkes bu diyardan, elbet göçecek,Ecel şerbetini,

İlaç kokulu hastane koridorlarında...

O hayatın getirdiklerine razıydı, hem de bizlerden çok daha fazla.Deniz dolar, boşanmaz,Herkes kılıç kuşanmaz,Bu kadar acı varken,Rahat olup yaşanmaz!"Acıdı mı" dediğimizde; "Niçin" diye sormak bile gelmiyordu ki aklına. "Niye buradayız, niye canımı yakıyorlar" diye de itiraz etmedi hiç.Niçin, o çok sevdiği kenarı süslü ışıklı ayakkabıları ile ilaç

Bütün ışıklı ayakkabıları denedi neredeyse!..

Yavrucağız soruları duymuyordu, şaşkındı, inanılmaz bir hâl yaşıyordu, çok çok mesuttu, sadece ve yalnız ayakkabılara bakıyor gülüyordu.Girdiğimiz ışıltılı ayakkabı dükkânındaki bütün ışıklı ayakkabılara âdeta büyülenmiş gibi bakıyordu küçük kızcağız. Sanki yeryüzünde bir tek kendisi ve sevdiği ışıklı ayakkabılar varmışçasına... Sırayla her birini

"Sana ışıklı ayakkabı almaya gidiyoruz Elif'ciğim..."

Elif'ciği, abisini ve babasını da arabama alarak binbir düşüncelerle dolu daha önce tesbit ettiğim mağazalara gidiyoruz...Evet, İstanbul! Yine sendeyim ve bu sana selâmım olsun ey müşfik anne! Sana "müşfik anne" diyorum; çünkü hazret-i Mevlânâ gönüllü olan sen, sana gelen kimseyi geri çevirmedin bugüne kadar. Şahit ol ey İstanbul ben de benden yard

"Babam hasta, üzülmemesi ve yorulmaması lazımmış!"

"Doktorlar 'çok yaşamaz' demişler babacığıma! O da gizli gizli hep ağlıyor... Bizden saklasa da ben her şeyin farkındayım!"Sorularıma devam ettim:- Babacığının hastalığı neymiş- Verem mi ne! Ama geçti diyorlar elhamdülillah, şükürler olsun. Şimdi iyi, sadece üzülmemesi ve yorulmaması lazımmış!- Peki ya kardeşin, onun nesi var- Tam bilmiyorum, dokto

"Senden kız kardeşim için yardım istiyorum!.."

Çocuk, bir şeyler demek istiyordu ama beceremiyordu nereden başlayacağını... Yutkundu, gözleri taşacak kadar doldu...Çocuğa öfkelenmemeye çalışıyordum:- Sana "aferin" mi deseydim Ne iyi ettin, diğer camları da kırsaydın bari!- !!!Çocuk, bir şeyler demek istiyordu ama beceremiyordu nereden başlayacağını... Yutkundu, gözleri taşacak kadar doldu, kısı