Ömer Türker

Ömer Türker

Yeni Şafak
Kültür-Sanat / Eğitim 41 yazı 0 takipçi

Utanma veya hayâ

Bir şeyin ayıp kabul edilmesi insanın utanma bilincinden kaynaklanır. Utanmanın bir duygu olduğu söylenir ve böyle bir duygumuz olduğu doğrudur. Fakat utanma duygusunun kaynağı, aklın kendisine ve başka şeylere dair ikinci farkındalığa sahip idrakidir. Yani kendi varlığına dair açık bir farkındalığı bulunmayan bir nesnede utanma bilinci ve bunu izl

İslam düşüncesinde adalet teorileri

Geçen yazıda İslam dönemi tecrübesini anlama ve yorumlama çabalarımızı akim bırakan indirgeme teşebbüslerine ve geleneğin özgün yönlerinin küçümsenmesine yol açan duygu sapmalarına dikkat çekmiş ve bunun muhtelif alanlardan örneklerini zikredeceğimi söylemiştim. Bu yazıda iktisat, hukuk ve siyaset düşüncesi alanlarının tamamını ilgilendiren ortak b

Bir geleneği anlamak

Düşünce geleneklerini anlama çabasında muhtelif yollar izlenebilmektedir. Bu yolların bir kısmı gelenekler arasında ortaktır. Her geleneğin kendine özgü gelişme, değişme, dönüşme ve çözülme süreçleri vardır. Bu süreçler kurucu şahsiyetleri, kurucu ilkeleri, ilkelerin yorumu olarak ortaya çıkan kapsamlı nazariyeleri, nazariyelerin kurucu ve yorumlay

Hilafet kavramı ve siyasi düşüncenin krizleri

Klasik dönemde kaleme alınan siyaset metinlerinde halifenin şartları, nasıl seçileceği ve seçim için gereken kurulda kimlerin bulunacağı gibi meseleler işlendiğinden modern dönemde halifelik daha ziyade bir devlet başkanlığı meselesi olarak ele alınagelmiştir. Oysa hilafetin İslam düşüncesi tarihinde iki anlamı vardır. Birincisi, bireysel, içtimai

Vahdet-i vücûd meselesi (8)

Vahdet-i vücûd hakkında son bir meseleye değinip bu yazı dizisini sonlandıracağım. Özellikle vücûdun Hak'tan ibaret olup tüm mevcutların Hakk'ın nispetleri olduğu ilkesinin kısa veya uzun bir anlatısını ilk kez dinleyen herkesin zihninde "Öyleyse iyi ve kötü birbirine karışır", "O zaman şerî yüküm-lülükler ne olacak" gibi itirazlar oluşur. Hatta bü

Vahdet-i vücûd meselesi (7)

Vahdet-i vücûda yönelik Teftâzânî'nin yönelttiği eleştirilerden biri, Allah'ın vücûd (varlık) diye bir adının naslarda geçmediği, bir kimsenin kendi zannından hareketle Allah'a vücûd ismini veremeyeceği şeklindedir. Bu eleştiri, İslam'ın özellikle erken döneminde canlı olan bir tartışmanın, kulların Allah'a bir isim verme ehliyetinin bulunup bulunm

Vahdet-i vücûd meselesi (6)

Bu yazıdan itibaren vahdet-i vücûda yönelik eleştirilerin değerlendirmesini yapmaya çalışacağım. Birinci adımda sadece eleştirilerin genel çerçevesindeki farklılığı belirginleştireceğim. Öncelikle eleştiri ve değerlendirmelerin yapılacağı zemini belirginleştirmek için bir hususa dikkat çekeyim. Genel olarak düşünce tarihinde üç temel katmandan bahs

Vahdet-i vücûd meselesi (5)

Vahdet-i vücûda yönelik eleştiriler temelde iki noktada toplanır. Bunlardan birincisi ve en çok dikkat çekeni, varlık olmak bakımından varlığın Hak olduğu ilkesine yöneliktir. İkincisi ise ayân-ı sâbitenin (eşyanın hakikatlerinin) ezelî olduğu ilkesidir. İbn Teymiyye, Adüdiddin el-Îcî, Teftâzânî, İmam Rabbânî ve Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi gib

Vahdet-i vücûd meselesi (4)

Başta İbnü'l-Arabî olmak üzere vahdet-i vücudcu düşünürler, kendi varlık anlayışlarını ifade etmek için çeşitli anlatım yollarına başvururlar. Bunlar arasında belki de en anlaşılır olanı bu düşüncenin temel kabullerini topluca ifade etmeye kabiliyetli daire örneğidir. Bilindiği üzere daire merkez nokta, çeper ve bu ikisi arasındaki yekpare yüzeyden

Vahdet-i vücûd meselesi (3)

Vahdet-i vücûd hakkında klasik dönemde yazılan kitaplar ve çağdaş akademik çalışmalar, görüş birliğiyle bu nazariyenin birkaç ilkeden oluştuğunu ve bütün diğer ayrıntının bu ilkelerden türediğini ifade eder. Birincisi, "varlık olmak bakımından varlık Hak'tır" ilkesidir. Türkçede "varlık" kelimesi hem mastar anlamıyla varlık hem de var olan anlamınd

Vahdet-i vücûd meselesi (2)

Vahdet-i vücudun etkili savunucuları kadar etkili eleştirmenleri de olagelmiştir. Fakat düşünce tarihinde üç şahsın öne çıktığı söylenebilir: İbn Teymiyye (ö. 1327), Saadettin et-Teftâzânî (ö. 1390), İmâm Rabbânî (ö. 1624). Bu üç düşünürden her birinin etki alanı farklı olmakla birlikte bir takım ortak mülahazalardan hareket ettikleri de görülür. G

Vahdet-i vücûd meselesi (1)

Son zamanlarda biraz da nazarî tasavvuf çalışmalarının kısmen artmasıyla İbnü'l-Arabî ve vahdet-i vücûd konuşmaları sıklıkla gündeme gelmeye başladı. Doğrusu, gittiğim her yerde mutlaka vahdet-i vücûdla ilgili sorularla karşılaşıyorum. Soruların bir kısmı, meraktan kaynaklanıyor, bir kısmı ise eskilerin tabiriyle istifhâm-ı inkarî kabilinden yani r