Geçen yazıda İslam dönemi tecrübesini anlama ve yorumlama çabalarımızı akim bırakan indirgeme teşebbüslerine ve geleneğin özgün yönlerinin küçümsenmesine yol açan duygu sapmalarına dikkat çekmiş ve bunun muhtelif alanlardan örneklerini zikredeceğimi söylemiştim. Bu yazıda iktisat, hukuk ve siyaset düşüncesi alanlarının tamamını ilgilendiren ortak bir konudan bahsedeceğim.
İslam siyaset düşüncesi çalışmaları genel İslam düşünce tarihi çalışmalarının bir parçasıdır. Düşünce tarihi çalışmaları en azından Türkiye'de son yıllarda uzlaşılan haliyle felsefe, kelam ve nazari tasavvufu kapsıyor. Bilindiği üzere felsefe klasik anlamıyla oldukça kapsamlıdır. Teorik fizik, mineraloji, botanik, zooloji, psikoloji, mücessem astronomi gibi doğa bilimlerini, aritmetik, geometri, optik, musiki ve soyut astronomi gibi matematik bilimleri, metafiziği, ahlak ve siyaseti, nihayet yöntem olarak kendi içinde dokuz kısımdan veya kitaptan oluşan mantık külliyatını içerir. Modern felsefe tarihçiliği bunlardan yalnızca mantık, teorik fizik, psikoloji, metafizik, ahlak ve siyasetle ilgilenir. Klasik felsefe külliyatının içerdiği diğer kısımlar bilim tarihçilerinin çalışma alanı olarak kabul edilmektedir. Soyut astronomi gibi bazı alanlarda bilim tarihçilerinin bulguları felsefe tarihçisi için çok faydalı olduğundan onların ulaştığı sonuçlar kullanılır ama felsefe formasyonu zorunlu olarak soyut astronomi bilgisini içermez. Hal böyle olunca İslam düşüncesinde adalet teorisi çalışmak isteyen bir araştırmacı felsefe geleneği söz konusu olduğunda metafizik, ahlak ve siyaset kitaplarına müracaat etmektedir. Kelam ve tasavvuf geleneği söz konusu olduğunda da bu disiplinlerin yapısına ve konu sıralamasına uygun bir şekilde metafizik bahislerde dile getirilen adalet açıklamalarına bakmaktadır.
Pekâlâ, bu çalışmalar bize adalet teorisini veriyor mu Cevap açıkça hayır. Kuşkusuz adalet kavrayışına dair felsefe ve tasavvuf geleneğinde dikkate değer açıklamalar bulunmaktadır. Özellikle Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi filozofların metinlerinde adaletin ahlâkî, siyasî ve metafizik anlamları hakkında tefekküre medar olacak ciddi açıklamalar yer almaktadır. Yine İbnü'l-Arabî ve takipçilerinin metinlerinde metafizik bir mesele olarak adalet hakkında ciddi açıklamalar bulunmaktadır. Fakat bunların hiçbiri, günümüz şartlarında bırakın bir siyaset nazariyatçısını bir nazariyat meraklısının dahi beklentilerini karşılamaya elverişli değildir. Bunun sebebi nedir
Sebep oldukça basit: İslam'da adalet düşüncesi, bilimler geleneğinin kendisine özgü yapısında arandığında bulunabilir. Sadece metafizik seviyede adaletin ne olduğu sorusunun cevaplandığı metinlere baktığımızda çok kıymetli verilere ulaşabiliyoruz ama insan iradesiyle inşa edilen varlık alanının temel bir kavramı veya sorunu olarak adalet hakkında bu metinlerde çok az veya fazlasıyla soyutlanmış verilere ulaşabiliriz. İyi bir siyaset bilimi eğitimi almamış insanların bu verilerle hakiki anlamda irtibat kurmasının da çok güç olduğunu tahmin etmek güç değil. Bu sebeple bakmamız gereken başka alanlar var.
İlk olarak; fıkıh gelenekleri insanın bireysel ve toplumsal hayatını düzenlemeyi amaçladığından her bir fıkıh ekolü aynı zamanda birer adalet düşüncesi barındırır. Daha açık ifadesiyle Hanefîlik, Şâfîîlik ve Mâlikîlik gibi fıkıh mezhepleri hem teoride hem de uygulamada adaletin ne olduğu sorusuna verilmiş cevaplardır. Sadece mezhepleri bu soruyla incelemek gerekir.

4