"Fikrin Eylemsizliği, Eylemin Fikirsizliği" Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

İslam düşüncesi kütüphanelerde tozlanırken, eylem sokakta çılgınlaşıyor; acaba bu iki uçurumu birleştiren 'basiret' gerçekten mümkün mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, İslam medeniyetinin altın çağında başarısı sağlayan 'fikir ile eylem' birliğinin modern dönemde kaybolduğunu, 'eylemsiz fikir' ile 'fikirsiz eylem'in ayrı ayrı felaketle sonuçlandığını savunuyor. Bu ikiliği aşmanın yolu, fikri ve eylemi aynı anda taşıyan 'basiret' oluşturmaktır; ancak yazarın çizdiği bu idealleştirilmiş dengenin bugünün parçalanmış sosyal-siyasal gerçekliğinde ne kadar işlevsel olabileceği sorgulanabilir.

İnsanlık tarihinin en kadim sancısı, zihin ile el, tasavvur ile gerçeklik arasındaki o uçsuz bucaksız boşlukta gizlidir. Bu boşluk, ya "fikrin eylemsizliği" ile bir mezarlığa dönüşür ya da "eylemin fikirsizliği" ile bir yangın yerine. İslam düşünce atlasının merkezinde yer alan "hikmet" kavramı, tam da bu iki uçurumun arasında inşa edilmiş bir köprüdür. Ancak bugün, tarihin tozlu sayfalarından modernitenin gürültülü meydanlarına kadar baktığımızda, bu köprünün taşlarının yerinden oynadığını görüyoruz.

FİKRİN FELCİ: EYLEMSİZLİĞİN FİLDİŞİ KULESİ

İslam medeniyetinin altın çağlarında Bağdat'tan Kurtuba'ya uzanan o muazzam entelektüel sıçrama, fikrin yalnızca bir zihin jimnastiği olmamasından kaynaklanıyordu. Farabi'nin "Erdemli Şehir"i (el-Medinetü'l-Fazıla) sadece kâğıt üzerinde bir ütopya değil, toplumsal bir nizamın ruhu olma iddiasındaydı. Gazali'nin içsel hesaplaşmaları, bireysel bir bunalımın ötesine geçip koca bir medeniyetin epistemolojik krizine şifa aramıştı.

Fakat zamanla, bir "şerh ve haşiye" kültürü içinde hapsolan düşünce, kendi içine kapandı. Fikir, hayata dokunmaktan korkan, steril bir alana çekildiğinde "fikrin eylemsizliği" baş gösterdi. Bu, bir nevi entelektüel narsisizmdir. Hakikati bildiğini iddia eden ama o hakikatin sokağa, adalete, estetiğe ve siyasete yansıması için kılını kıpırdatmayan bir durgunluk... Bu eylemsizlik, sadece bir tembellik değil, aynı zamanda ahlaki bir vazgeçiştir. Çünkü İslam tasavvurunda ilim, "amel" ile taçlanmadığı sürece sahibinin sırtında bir yüktür.

EYLEMİN CİNNETİ: FİKİRSİZLİĞİN KARANLIK DEHLİZİ

Madalyonun diğer yüzünde ise modern zamanların en büyük trajedisi duruyor: Fikirsiz eylem... Bu, bir pusulaya sahip olmadan açık denizde tam yol ileri gitmeye benzer. Siyasal düzlemde, derinlikli bir felsefi altyapıdan yoksun, yalnızca tepkisel ve duygusal reflekslerle hareket eden kitlelerin neden olduğu tahribat, "eylemin fikirsizliği"nin en somut örneğidir.

Fikirle yoğrulmamış bir eylem, sadece yıkıcıdır. Adalet kavramının felsefi özünü idrak etmeden "düzen" kurmaya çalışmak, hürriyetin ahlaki sınırlarını çizmeden "devrim" yapmaya kalkışmak, nihayetinde zulmün rengini değiştirmekten başka bir işe yaramaz. Tarih boyunca, mukaddes değerleri sloganlara hapseden ama o değerlerin ruhsal ve fikri derinliğinden nasibini almamış hareketler, eylemi bir "ibadet" zannederken aslında bir "cinnete" dönüştürmüşlerdir. Düşünülmemiş her adım, menzilini şaşıran bir ok gibidir; kime saplanacağı belli olmaz.

BASİRET: İKİ UÇURUMU BİRLEŞTİREN DENGE

İslam'ın siyaset ve ahlak anlayışı, "Lâ ilâhe illâllah" kelimesindeki o muazzam denge üzerine kuruludur: Önce zihni ve kalbi tüm putlardan arındıran bir