Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

Yeni Şafak
Kültür-Sanat 315 yazı 1 takipçi

'Ümmü Gülsüm ve Türkler'

Bizim sofilerden oluşan bir grupla gidinceye kadar Kahire'yi piramitleriyle, İskenderiye'yi kütüphanesiyle meşhur sanırdım. Grup imamımızdan aldığım izinle iki tam gün bu şehirlerin sokaklarında rüzgârın yönüne tabi olarak gezdiğimde ise şu şunu düşündüm: Mısır'ı temsilen bu iki şehri meşhur eden en önemli şey musiki olmalı. Zira burada musiki, biz

Tunus'un cihat çınarı: Gannuşi

Yeni Şafak'ın geçtiğimiz Salı günü "Gannuşi bin gündür işkence altında" başlığıyla verdiği haberde, hem konu olan isim hem de maruz kaldığı durum cihetinden Müslüman dünyadaki bir sömürgeleştirilmenin yakın tarihi zikrediliyor gibiydi. Şöyle ki, Tunus 647 yılında başlayan ve tekrarlanan birçok seferin sonunda Ukbe b. Nâfi'nin müstahkem bir ordugah

Ara'yız hem araların ara'sında…

Yazı başlığımızdaki "ara", Osmanlı Türkçesindeki "âre" değildir. "Ödünç alınan veya verilen şey, ödünç" anlamıyla âre, manada ya da işlevde bir ortaklığa göz kırpsa da ara değildir. Tıpkı Hacı Bayram Velî'den (k.s.) gelen şu muhteşem örnekteki gibidir: Çalabım bir şâr yaratmış iki cihân âresindeBakıcak dîdâr görünür ol şârın kenâresindeNâgehân ol ş

Sınırsız bir yaygı olan hayalde neden yayılmamalıyız

Önceki yazımızda, "Hayale dair tasavvurumuz, onun varlığımızdaki / hayatımızdaki / düşüncemizdeki / eylemlerimizdeki yerini de belirlediği için, onda 'teorik ya da pratik bakış' ayrımına girmeye gerek kalmadan sıradan veya sanat vb. seçkin işlerimizde 'nerede bulunduğumuzu'; 'nerede durduğumuzu' tayin etmek zorundayız." demiştik. Hayali, bir nispet

Hayali kaybettiğimizde hakikati de kaybederiz

Önceki yazımızda İbn Arabi'den (k.s.) naklettiğimiz şiirin, Ebu'l-Alâ Afîfî tarafından, bir hayalden ibaret olması nedeniyle âlemde zuhur eden çok sayıdaki Rahmani suretlerin (tecellilerin) onların düzey, mertebe ya da basamaklarına göre tevil (yorum) ve hakikatlerine döndürülmeleri gerektiği şeklinde okunduğunu; buna göre âlemin hayal olması ile a

Hayalin hakikati

Kurgu /Ürcûfe ile örneğin çok başlı ejderha yapmak gibi doğada olmayan şeylerin uydurulmasını, dolayısıyla doğa yasalarını umursanmayıp gerçekdışı bir düzeyde hareket edilmesini; İdeal / Bedia'dan da doğayı taklit etmeyi aşıp onu kendi görüş ve zevkine göre yeniden güzelleştirmek suretiyle gerçekliğe daha uygun hale getirmenin ötesinde güzelleştirm

Hayal ve hasat

Yazı başlığımızdaki hayalden maksadımız, temelinde, sözlük itibariyle 1.Aslı olmadığı halde zihinde kurulan şey, düş; 2.Bir kişi, olay veya nesnenin zihinde canlanan, biçimlenen sureti;3.Geçmişte yaşanmış bir şeyi zihinde canlandırma, hatırlama; 4.Var olmayan şeyleri varmış gibi zihinde tasarlama yeteneği, tasavvur etme gücü;5.Bir şey veya kimsenin

'Gelimli gidimli dünya'da 'Hattat Mezar Taşları'

Gelmek ve gitmek fiillerine 'mezar taşı' terkibinin eklendiği 'Hattat Mezar Taşları' temalı bir kitap adının önce hüznü ihtiva edeceği aşikardır. Zira zamana karşı duyulan kırılganlığın adı olarak hüzün hatırlamaya bitişiktir ve bu manada unutmak hatırlamanın negatifidir. Yaşanan halin düzeyine göre unutmanın -kimi zaman bir nimet olarak temayüz et

Hayret yok olmayı değil artışı ve eksilişi kabul eder

Önceki yazımızda hakikatin tevazu ile araştırılası gerektiğinden bahisle, ilgili sorunların da haddi aşmaktan kaynaklandığını belirtmiştik. Haddi aşmaktan maksat bilmekle bilmemenin yani görmekle görmemenin, aydınlıkla karanlığın, gölge ile sıcaklığın, ilimle cehaletin sınırlarını silmeye "kalkışmak"tır (Fâtır, 35/19-20). Dolayısıyla bu kalkışma bi

Bilmediğini bilmek

Sözlükte "ulaşma; varma; yetişme; kavuşma; anlama yeteneği; akıl erdirme; anlayış; algı"... anlamları verilen idrak, Kelam terimi olarak "bir şeyi tam mânasıyla ihata etmek, bir nesnenin sûretinin akılda hâsıl olması, bir şeyin hakikatine ait imaj ve fikirlerin zihinde şekillenmesi' demektir. Bu yetenek ve melekeye de müdrike denilir." (Çağbayır Sö

Caminin kuşattığı sesler

Önceki yazılarımızdan birinde "Bir cami neleri kuşatır diye sormuştuk.Mimariden hemen sonra sesi düşünmeyi gerektiren bu soruyu, konun ehliyle yapılmış bir mülakat üzerinden cevaplamamız çok daha iyi olacaktır. Zira konuşan Bekir Sıdkı Sezgin olunca bizim de geriye çekilip onu dinlememiz edeptendir. 5 Mayıs 1978 tarihinde yapılan, Kök mecmuasında M

Herkes kendi miladına göre yaşar

Bugün Avrupa-Amerika takviminin birinci günüdür. Zamanın devirlere, yıllara, aylara, haftalara ve günlere ayrılma yöntemi olarak bu takvimin uygulanması çok uzun bir süreçte gerçekleşmiştir. Zira bu uygulama daha başlangıcında kendi aritmetiğini ve tarihiliğini aşıp, medeniyetler çatışmasına tabi ideolojik bir keskinleştirme aracı olarak öne çıkarı