Kurgu /Ürcûfe ile örneğin çok başlı ejderha yapmak gibi doğada olmayan şeylerin uydurulmasını, dolayısıyla doğa yasalarını umursanmayıp gerçekdışı bir düzeyde hareket edilmesini; İdeal / Bedia'dan da doğayı taklit etmeyi aşıp onu kendi görüş ve zevkine göre yeniden güzelleştirmek suretiyle gerçekliğe daha uygun hale getirmenin ötesinde güzelleştirme anlamında ondakinden daha mükemmel olanı yapmayı kastetmiştir.
Din ve Maneviyatta ise hayalin, efsaneler (mitler) ve semboller esasında dini anlayışta çok etkili olduğunu söyleyen Filibeli Ahmed Hilmi, insanın çocukluk döneminde doğayı ve manevi âlemi iyi anlayamadığı için hayal gücüyle örneğin ruhu ateş gibi düşünmesindeki, toplumu yaşlı bir insan gibi tasvir etmesindeki gibi… semboller üretmesinden hareket ederken, kendi günündeki "felaket seli", "şehvet okyanusu", "zekâ bir ayna gibi" söyleyişleri de sembollerle konuşmaya eklemiştir.Böylece Filibeli Ahmed Hilmi'ye göre hayal/muhayyile, ruhun tali bir yetisi değil; bilakis bilgiyi, sanatı, bilimi, hedef fikrini ve insanın varoluş ufkunu kuran temel bir güçtür ve bu hayal yalnızca kurgu yapılan bir şey değil, insanın dünyayı anlamlandırmasını ve yeniden inşa etmesini mümkün kılan şeydir.
İşte bu "imkân/mümkün nokta"sı, Batılı gerçekçilik ideolojisinin Müslümanların edebiyatından kovduğu ilk şeydir. Zira "insanın dünyayı anlamlandırmasını ve yeniden inşa etmesini mümkün kılması" nedeniyle hayal, bizde hakikate dahildir. Bu hakikatin sanat ve edebiyatımızın hakikatliliği'ne muhkem bir temel oluşturması nedeniyledir ki, Batı'nın ilk kültürel darbesi de tam buradan gelmiştir.Hayalin hakikatinden kastımız, sadece bir fenomenin sağlamasını yapmaya yönelik, yani her fenomen gibi hayalin de kendi varlığına mahsus bir hakikat oluşunu teslim etmekten ibaret değildir. Bunu ancak tasavvufî ıstılahtaki ta da düşüncedeki hayali esas aldığımızda doğru izah edebiliriz.
Şöyle ki, tasavvufta "Âlem bir hayalden ibaret olduğu için onda zuhûr eden sûretlerin te'vil ve hakikatlerine irca edilmeleri gerekir. Buna göre âlem hayaldir, aynı zamanda da haktır. Hakkın herhangi bir sûretteki zuhûru, başka bir sûretteki zuhûrundan daha üstün değildir, çünkü sûretlerin kendisinde zuhûr ettikleri mertebelerdeki hüküm, hepsi için aynıdır. Bu hüküm, Hakkın halkın sûretlerindeki zuhûrudur." (Ebu'l-Alâ Afîfî, Fusûsu'l Hikem Okumaları İçin Anahtar, trc.: Ekrem Demirli, İz)
Ebu'l-Alâ Afîfî'nin bu okuyuşu, İbn Arabî'nin (k.s.) Fusûsu'l Hikem'indeki "İshak'ın Kelimesindeki Gerçeklik Hikmeti" fassında yer alan şu şiirine tabidir:
15