Sözlükte "ulaşma; varma; yetişme; kavuşma; anlama yeteneği; akıl erdirme; anlayış; algı"… anlamları verilen idrak, Kelam terimi olarak "bir şeyi tam mânasıyla ihata etmek, bir nesnenin sûretinin akılda hâsıl olması, bir şeyin hakikatine ait imaj ve fikirlerin zihinde şekillenmesi' demektir. Bu yetenek ve melekeye de müdrike denilir." (Çağbayır Sözlüğü; Topaloğlu – Çelebi, Kelâm Terimleri Sözlüğü)
İdrake "Yönlendirilmiş düşünme" diyen ve onu düşünme, hissetme, duyum ve algı esasında dört temel psikolojik işlevden biri olarak gören Carl Gustav Yung, bu dört işlevi seçmesinin a priori yani evveli nedeni belirtemediğine "sadece bu anlayışın uzun yılların tecrübesi sonucunda ortaya çıktığına" işaret eder. (Analitik Psikoloji Sözlüğü)
Onun bu işareti aynı zamanda idrakin felsefeden kelama, tasavvuftan psikolojiye… insanı tanıma ve tanımlama faaliyetindeki kesintisizliğe de bir işarettir. Günümüzde fenomenolojinin temel konularından biri olarak işlenen idrak, onu ilk düşünenden son düşünene "idrakinin mümkün olup olmadığı" tartışmasıyla yine hep önde gelmektedir.
Ancak bu önde geliş, entelektüel düzeyde böyledir. Genel yaşayış anlamında halk düzeyinde durum böyle değildir. Zira hepimiz "bilmek" kelimesini gündelik iletişim içinde artık çok rahat kullanıyoruz. Her konuda fikrimiz var, her meseleye dair bir cümlemiz daima hazır yani "bilmek" ayakkabımız, ceketimiz gibi, sosyal medyada, ekranlarda, sohbetlerde… "konuşmak" suretiyle hep elimizin altında. Bu nedenle saçmalayan birine "düşünerek mi konuşuyorsun" sorusu sorul(a)mamakta, bilakis çok konuşanın çok şey bildiğine inanılmaktadır. Böylece konuşma düşünme onu dışa aktarma araçlarından biri olmaktan çıkmış bizzat düşünmenin yerine geçmiş gibidir.
Bu manada idraki unutmak başta kendi haddimiz olmak üzere bizi biz yapan önemli hasletleri de unutmak olarak ciddi bir tehlikeyle yüzyüze olduğumuzu göstermektedir. Örneğin bilgimiz arttıkça tevazuumuzun artması gerekirken, tam tersi olmakta, bildiğimizi sanarak sözümüzü sertleştirmekte, anlaşılmama durumunda sözümüzü değil, sesimizi yükseltmekte, tanımladıkça kesinleşip kesinleştikçe de başkalarına karşı tahakküm kurmaktayız. Bu fiili durumda Miguel de Unamo'nun "Hakikati aramak gerekir, yoksa şeylerin nedenini değil; hakikat ise tevazuyla aranır" sözü, manasına yeniden ihtiyaç duyulduğunda ona tekrar ulaşılmayacak bir uzaklığa itilmiştir.
Sözün geldiği bu noktada "yakınma" bir hakikate işaret etmekten daha kolay olmasına rağmen, zikrettiğimiz mecralarda idrakin hatırlatılmasına mahsus olarak yapılan uyarıların görülmesine mani değildir. Ancak bu uyarıların, yukarıda vurguladığımız şekliyle konuşmanın başatlığında, farklı ifadelerle iletilmesi halinde etkilerinin artırıldığı vehmine kurban edilen değerli vecizelerle yapılması da yeni sorunlara gebedir. Hz. Ebû Bekir'in idrakle ilgili sözünün "İdrak, idrakin idrak edilemezliğini idrak etmektir" ya da "İdrak, idrakin imkansızlığını idraktir" vb. ifadelerle iletilmesindeki gibi…
Semîn el-Halebî'nin, Misalli Ansiklopedik Kur'an Sözlüğü'ndeki (Ketebe) kaydına göre Hz. Ebû Bekir'in o sözünün aslı ve tercümesi şöyledir:

26