Hayal ve hasat

Yazı başlığımızdaki hayalden maksadımız, temelinde, sözlük itibariyle 1.Aslı olmadığı halde zihinde kurulan şey, düş; 2.Bir kişi, olay veya nesnenin zihinde canlanan, biçimlenen sureti;3.Geçmişte yaşanmış bir şeyi zihinde canlandırma, hatırlama; 4.Var olmayan şeyleri varmış gibi zihinde tasarlama yeteneği, tasavvur etme gücü;5.Bir şey veya kimsenin parlak bir yere akseden şekli, görüntü; 6.Düşünce; 7.Gerçekleşmesi imkânsız veya güç olan fikir, düş, rüyâ; 8.Hayâlet;9.Kuruntu; 10.İyice seçilemeyen, belli belirsiz görülen şey, gölge, karaltı; 11.Resim ve şekillerin bir ışık kaynağı tarafından bir perdeye aksettirilmesi sûretiyle oynatılan gölge oyunu[Karagöz:hayal oyunu]… (Misalli Sözlük) anlamlarını da ihtiva eden "tasavvufî ıstılah"tır.

Hasattan maksadımız ise hayalin ruhun düşünme faaliyetine değil yaratıcı faaliyetine mahsus bir mertebe olmasındandır. Diğer bir söyleyişle idrakin güçleri ve aynı zamanda her biri kendi başına bir idrak biçimi olarak beş mertebeli bir akışta hayalin zihin ve tasavvurla birlikte "ilk basamağı" oluşturmasındadır.

Diğer mertebeleri de bu vesileyle zikredecek olursak: Akıl, fikir, kıyas ve rey "İşleme ve inşa"; fehim, fıkıh ve dirayet "Anlama ve Nüfuz etme"; Hads – Bedâhat – Ferâset "Doğrudan kavrayış"; Marifet – Hikmet – Hubûr "Tahakkuk ve şuhûd"; İlmelyakîn, Aynelyakîn, Hakkalyakîn ise "Yakîn" mertebesini oluşturur.

Böylece hayal, mertebelerin ilki olarak idrakin (ve diğer güçlerinin) temelidir. Hayalin idrakî güçler planında başlangıç, zemin… vb. kelimelerle ifadesi nedeniyledir ki ona mecazen "tarla" vasfı verildiği gibi, "sahili bulunmayan bir umman" olma (İbn Arabî) vasfı da verilmiştir.

Hayalin manası esasında çizdiğimiz bu ilk çerçevede sanat ve edebiyatı o mana minvalinde konuşmayı öne alacağımızı peşinen belirterek, bu niyetimizin, onun tasavvuf düşüncesinde kemale erdirilmiş muhkem bir liman olmasına bağlı bulunduğunu ifade etmeliyiz. Zira bu nokta "gerçekçilik ideolojisi"nin ağır baskısıyla sanat ve edebiyatımızda uzun zamandır yaşadığımız kuruluğun da en doğru izah edilebileceği ilk noktadır.

Buna göre hayali, A'mâk-ı Hayâl adlı romanıyla sanat/edebiyat düzeyinde son derece şuurlu olarak işleyen Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi'nin (ö. 1913), "teknik olarak" ne dediğine bakalım. Sözü "teknik"le sınırlandırmama rağmen, bu tekniğin, Filibeli Ahmed Hilmi'nin tasavvuf ehli bir mütefekkir olmasıyla yani onda yerleşik olan İslamî tasavvurla biçimlendiğini de göz ardı etmeyelim.

Ruhun sadece düşünme faaliyetinden ibaret olmadığını bir deyaratıcı faaliyetinin bulunduğunu ve buna hayal/ muhayyiledendiğini söyleyerek, hayali (mezkur romanını yazmadan önce) inceleme konusu yapan Filibeli Ahmed Hilmi, onu ikiye ayırmıştır:

a-Hatırlayıcı hayal:Daha önce hafızaya girmiş şeyleri yeniden hatırlamaktan ibarettir.

b-Yaratıcı hayal (hayal-i mucit):Ruh, sadece geçmişte gördüklerini hatırlamakla kalmaz;iradesiyle yeni şekiller, yeni tasarımlar, yeni görüntüler icat eder.

Yaratıcı hayale a-malzeme (Hayalin kullandığı hatıralar ve izlenimler); b-şekil (Bu malzemelerin nasıl değiştirildiği ve yeniden kurulduğu) şeklinde iki unsur nispet eden Filibeli Ahmed Hilmi, hayalin sadece görme duyusundan gelen şeyleri kullanmadığını,ruhun yaşadığı her şeyin onun malzemesi olabileceğini belirterek, hayalin bu zengin malzemeyi: