Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

Yeni Şafak
Kültür-Sanat 315 yazı 1 takipçi

Görme: Optikle mana arasında hakikatin perdesini aralamak

Nur ve nur estetiği ile ilgili yazılarımızda, görüşlerini anlamaya/anlatmaya çalıştığımız zatların en meşhur eserlerine başvurduğumuz için ayrıca kaynak belirtmemiştik. Bu tutumuzu şimdi inceleyeceğimiz "görme" konusunda da sürdüreceğiz.İslam tasavvurunda görme, yalnız gözün dış dünyaya açılması değildir; ışık, renk, suret, akıl, hayal, basiret ve

"Mislini sûret değil, ma'nâda görmüş var mıdır"

Önceki birkaç yazımızda İbnü'l-Heysem, İmam Gazzâli, Maktul Sühreverdi, İbnü'l-Arabi ile Takiyüddin er-Rasıd'ın nur/ışık hakkındaki görüşlerini -sanatla da ilişkilendirerek- ana hatlarıyla iletmeye çalıştık. Şimdi aynı zatların görüşlerinden hareketle "İslam tasavvurunda görme" konusunu topluca ele alacağız. Ancak buna geçmeden önce Yozgatlı Mehmed

Takiyyüddin er-Râsıd'a göre ışık ve sanatının optik estetiği

Takiyyüddin er-Râsıd'da nur/ışık, yalnızca fiziksel optik meselesi değildir. Onun metinlerinde nur, görme, renk, mekân ve idrak arasında kurulan ilişki; İslâm düşüncesindeki nur metafiziğinin deneysel ve geometrik bir devamıdır. Böylece er-Râsıd, bir taraftan matematiksel optiğin imkânlarını araştırırken diğer taraftan görmenin nasıl gerçekleştiğin

İbn Arabî'de nur, hayal ve sanatın tabir ufku

İbn Arabi'ye göre nur, sadece görülen bir şey değildir; aynı zamanda onunla görmenin mümkün olduğu şeydir. Bu nedenle nur, idrakin hem konusu hem de imkânıdır. Zulmet ise görülen ama kendisiyle hiçbir şey görülemeyendir. Böylece "varlık sahnesi", baştan itibaren bir "görünürlük ontolojisi" olarak kurulur: Görmek ve anlamak ancak nur ile mümkündür.B

Maktul Sühreverdî tefekküründe sanatın işrâkı

Sühreverdî'ye göre insanın şuuru, karanlık bir cismin özelliği değil, nuranî bir hakikattir Bu nedenle hakiki benliği de bedensel organlardan ibaret değildir yani kalp, beyin, el, göz vb. organları, insanın kendini doğrudan bilmesini açıklayamaz. Çünkü insan bu organlardan habersiz olsa bile kendi varlığından haberdardır. Demek ki benlik de cisimse

Sühreverdî'ye göre nûr estetiği

Şemseddin Şehrezûrî, Hikmetü'l-İşrak Şerhi'nde mutluluğun da bağlı olduğu gerçek ilimleri " zevkî-keşfî ilimler ve bahsî-nazarî ilimler" olarak ikiye ayırır. Birincisi, anlamların ve soyut varlıkların doğrudan temaşasına dayanır; bu temaşa aklî kıyaslar ya da tanımlar yoluyla değil, işrâkî bir tarzda, ardı ardına zuhur eden nurlar sayesinde gerçekl

İmam Gazzâlî'ye göre nûr estetiği, ışık, idrak ve görme terbiyesi

İmam Gazzâlî'nin (r.h.)Mişkâtü'l-Envâr'da (Varlık – Bilgi – Hakikat, trc.: Mahmut Kaya, Klasik, İstanbul 2016) kurduğu nur anlayışı, yalnızca ışığın mahiyetini açıklamakla kalmaz; İslâm tasavvurunda varlık, idrak, kozmoloji ve sanat arasındaki derin ilişkiyi de görünür kılar. İmam Gazzâlî için nur, önce görünen ve gösteren şeydir fakat hakikati bun

İbnü'l-Heysem'e göre 'Nûr Estetiği'

Mühendis olduğu söylese de İbnü'l-Heysem, ilimlerin ilk tasnif zemini olması bakımından felsefeye (metafiziğe) birinci derecede tâbidir. Bu nedenle, nûru/ışığı bir mühendis bakış açısıyla incelerken "mücerred nûr" ile "arazî nûr", yani nûr / ışık / ziya / şu'a'... vb. ayrımlarda İslâm metafiziğinin içinde durur.Buna göre ışık, İbnü'l-Heysem'de yaln

Sanatı kuran ve yöneten ilk esas: Işık

Sadece retinal görmenin değil; duyularla, idrakî güçlerle ve anlayışlarla "görme"nin temeli nûrdur/ışıktır. Böylece göz —kamera olarak— ışıkla görmenin ilk unsuru olduğu kadar, diğer duyular da kendi hakikatlerince birer görme unsurudur. Öte yandan idrakî güçlerden akıl, tefekkür, sezgi, basiret... de aydınlanma esasında birer içgörü olarak yine ış

Filozoflar ve edebiyatçılar

Felsefe ve edebiyat tarih boyunca aynı hakikati farklı dillerde söylemişse, bugün bu diyalog koptuğunda eksik olan şey nedir?

An'dan önce zaman'dan sonra...

Zihin, doğrudan hakikate değil yalnızca onun yansımalarına dokunabiliyorsa, edebiyat da tam burada köklenmemiş midir: Söylenemeyenin ancak bağ kurularak anlatılabildiği boşlukta?

Ebû Zerr meşrep bir âlim daha geçti bu dünyadan

Molla Raşid Hocaefendi, aynı elbisesiyle on altı yıl boyunca sade yaşayan bir âlim olarak vefat etti; ancak adalet ve zühdün bu çağda hâlâ özlenme nedeni, onu anlamaya çalışmak için bize ne anlatmalı?