Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 322 yazı 1 takipçi

Sözün senet olduğu ufuk

Bir söz... Bazen havada asılı kalan bir vaat, bazen de toprağa çakılan sarsılmaz bir temeldir. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Hatay'dan tüm Türkiye'ye seslendiği o cümleyi duydunuz mu "Biz, bir şeyi yapacağız dersek Allah'ın izniyle yaparız." Bu cümle, sadece iyileştirici bir sunum değil; devletin çelikten iradesinin özetidir. 6 Şubat'

Beyaz dut biraz denizaltı

Artık "D" harfiyle başlayan havalı ve teknolojik kelimeler hiçbirimizi heyecanlandırmıyor. Dijitalleşme, Dönüşüm, Data, Dinamizm... Hepsini duyduk, hepsini tükettik. Ruhumuzda bir tokluk değil, garip bir şişkinlik yaptılar. Sanki koca bir sözlüğün altında kalmış gibiyiz. Oysa insanı "mut" eden, yani mutmain kılan şeyler, o sözlüklerin en gösterişsi

Goller ve günahlar

Telefon ekranında o küçük, dönüp duran halkayı izlerken altında beliren yazıya çoğumuz aşinayız: "Sistem güncelleniyor, lütfen bekleyiniz." Eğer dijital bir Ahilik titizliğiyle bilgi işlem kurallarına hakimsek, cihazların daha iyi çalışması için yenilenmesi gerektiğine itirazımız yok. Peki ya biz Gönül dünyamız, fikirlerimiz, bakış açımız aynı sürü

İnsan kalabilme sanatı

2025'in son düzlüğündeyiz. Takvim yaprakları sadece zamanı değil, bildiğimiz dünyanın eski kurallarını da birer birer döküyor önümüze. Küresel güvenlik mimarisi, sert bir rüzgârda kalmış paslı bir iskele gibi sarsılıyor. Sadece sınırlar değil, zihinler de yorgun. Peki, dışarıda esen bu metalik fırtınadan nereye sığınacağız Cevap sandığımızdan daha

Tenin tene şahitliği

Zamanın yavaşladığı, ikindi gölgelerinin avlu taşlarına serildiği o dem... Havada asılı kalan serinlik, sadece taş duvarlara değil, insanın içine de işliyor. Güneş çekilmiş; geriye, hakikatin o sakin ve derin sessizliği kalmış. İşte tam orada, avlunun o gölgesinde bir ihtiyar... Elleri dizlerinin üzerinde, avuçları göğe dönük. Elinde ne bir taş var

Sevda otağı

Zırhsız doğanlara ağıt Seni dalında titreşirken izliyorum ey sarı benizli, yumuşak tenli gaflet meyvesi. Rüzgâr vursa düşeceksin, kuş konmasa çürüyeceksin. İnsanlar sana "Yenidünya" diyor. Ne kadar ironik... Ben ise "Eski Dünya"nın, o kadim ve sert gerçekliğin ta kendisiyim. Şu an beni bir insan suretinde, ellerim cebimde seni süzerken görüyorsun a

Buğulu camlar ve eşikteki hakikat

Edebiyatın o tozlu raflarında dolaşırken, eski bir hikaye karşılar bizi. Adamın biri, evinin penceresinden dışarıyı seyreder ve sürekli şikayet edermiş: "Bu sokak ne kadar kirli, şu karşı ev ne kadar kasvetli, gökyüzü neden hep gri" Bir gün, bilge bir misafiri gelmiş. Adam yine sokağın karalığından dem vururken, misafir cebinden beyaz bir mendil çı

Torik balığı ve sırlı ayna

"Balık baştan kokar" derlerdi eskiler. Hele o balık büyükse, denizin efendisi bir Torik ise; kokusu daha ağır, çürümesi daha derin olurmuş. Haddim değil belki büyük analizler yapmak, dünyayı kurtaracak reçeteler yazmak. Ben kimim ki Sadece, bu kış gününde burnuma gelen o "koku"dan kaçamayan, camı açsa da o kokuyu evinden çıkaramayan, kendi halinde

Gülümseyen taş ağlayan saksı

Toprak, bazen binlerce yıl sustuktan sonra tek bir işaretle her şeyi özetler. Geçtiğimiz günlerde Amasra'nın derinliklerinde bir taş gün yüzüne çıktı. Bu, bildiğimiz o çatık kaşlı, bakışıyla donduran Medusa değildi. Bu taş, sanki asırlar öncesinden bugüne bakıp sessizce tebessüm ediyordu. Sanat tarihinin karanlık dehlizlerinde korkuyla anılan bir ç

Köklerin kanatları

Usta bir marangoz, elindeki asırlık çınar parçasını okşarken şöyle demişti: "Evlat, bu ağaç sadece toprağa tutunduğu için devrilmedi, toprağın hikayesini bildiği için meyve verdi." Bizim hikayemiz de tam burada başlıyor. Geçmişi sadece bir tozlu raf, geleceği ise belirsiz bir hayal sanıyoruz. Veriler gösteriyor ki; kökleri ile bağını koparan toplum

Belirsizliğin içindeki geometri

Bilim, evrenin en temel yasalarından birinin "dağılma eğilimi" olduğunu söyler. Termodinamik yasaları, sistemlerin zamanla enerji kaybettiğini, yapıların çözüldüğünü ve düzensizliğe meylettiğini fısıldar. Kağıt üzerinde denklem böyledir. Ancak mikroskobu bir su damlasına çevirdiğimizde veya bir molekülün kristalleşme sürecini izlediğimizde, bu "dağ

Köklerimize dönen dil

Sabahın ilk ışığı ormana düşmeden önce, toprağın altında bitmeyen bir konuşma vardır. Mikorizal ağlar, ağaç kökleriyle şekerini bilgiye, suyunu uyarıya çevirir. Bu haberleşme, internetten eski, lisansız ve derindir. Hiçbir sunucu çökmez. Sessizliğin lisanını bilenler, orada neler döndüğünü sezer. Biz ise, ekranların aydınlattığı yüzeyde, dilimizi k