Damak bürokrasisi

Bazen en güçlü diplomasi bağları; kapalı kapılar ardında değil, çok sade bir sofrada, samimi bir keşifle kurulur.

Japonya Büyükelçisi Sayın Tamura Masami, hafta sonu Ankara'da çıktığı sokak gezintisinde Ulus'ta bir tabak İskender yedi. Dolu ve boş tabağın fotoğrafını yan yana paylaşarak şunu sordu: "Japonya'da et ve yoğurt birlikte pek yenmiyor. Ama kebapla çok yakışmış. Bundan sonra hangi yemeği denememi önerirsiniz" Ortada resmî bir beyanat yoktu. Bir insanın, kendisine yabancı bir lezzette yepyeni bir şeyler keşfettiği o naif ve samimi andı. Farklı olanın birbirini bozmadan aynı tabakta buluşabileceğini fark ettiği o sessiz idrak. Bunun bir adı var: Damak bürokrasisi.

O soruya cevap gökyüzünden geldi: Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Selçuk Bayraktar, insansız hava araçlarının dünya gündemini değiştirdiği o yorulmaz çalışma temposunun rengi olan kırmızı montuyla, Büyükelçi'yi Şanlıurfa'ya, TEKNOFEST'e davet etti. Masada sadece Urfa kebabı değil, "TEKNOFEST Japonya" ihtimali de vardı. Bir yemek sorusuna verilen bu davet, iki ülke arasındaki dostluğu çok daha kalıcı bir ufka taşıdı. Sıradan bir sosyal medya etkileşimi, tek bir doğru yanıtla diplomasiye dönüştü.

O sofrada et biterken, iki ülkenin ortak gökyüzü başlar.

Anadolu'nun sofrası Şanlıurfa'da kapanmaz. Yol bir gün, o ilkbahar yağmurlarının ardından Gaziantep'e düşerse; et ile yoğurdun uyumuna şaşıran kıymetli bir misafire, bu toprakların asıl sırrı sunulmalıdır: meşe közünde pişmiş Keme Kebabı.

Keme, ilkbahar yağmurlarıyla toprağın altında sessizce büyüyen, son derece nadir bir nimettir. İki yılda bir gerçek anlamda verimli olur; bu yıl o şanlı yıllardan biridir. Yani sofra, yalnızca Büyükelçi için değil, toprağın da tam zamanında hazır olduğu bir sofradır.

Güneş görmez. Yalnızca toprağın rutubetini ve serinliğini içine çeker. Şişe bir parça keme, bir parça zırhlı kıyma geçirilir; ikisi yan yana, ağır ağır pişer.

Bu geleneğe Büyükelçi için küçük ama anlamlı bir dokunuş yapılabilir. Bu topraklarda "Tahinli Keme Kebabı" diye bir şey yoktur. Madem Japon kültüründe susamın yeri çok ayrıdır; o nar gibi kızarmış kebabın üzerine, ezilmiş susamdan süzülen bir tahin sosu dökülebilir. Ateşin üzerinde kavrulmuş o etin ve kemenin sıcaklığı, Anadolu susamlarının sakin ve derin özüyle birleştiğinde ortaya muazzam bir denge çıkar.