Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 383 yazı 1 takipçi

Heybemizdeki çöl kirpisi

Siyasetin o şatafatlı salonlarında, sınır ötesi savaşlar ve stratejik ittifaklar daima uzaktan yönetilen, acısız ve kusursuz işleyen birer satranç hamlesi gibi kurgulanır. Kitleler, uzak coğrafyalarda patlayan bombaların kendi konforlu dünyalarına asla dokunmayacağına inandırılsa da, o kalkan çoktan delinmiştir. ABD Başkanı Donald Trump, İran opera

Körüksüz ateş

Brown Üniversitesi'nde bir ekonomi profesörünün masasına bu yıl tuhaf bir sınav kağıdı yığını düştü. Roberto Serrano, yirmi yıldır verdiği dersi, geçen Aralık kampüste yaşanan ve iki öğrencinin hayatına mal olan silahlı saldırının ardından, öğrencilerinin evinde, tek başına çözebileceği bir sınava dönüştürdü. Niyeti iyiydi, korkmuş gençlere biraz n

Üç cephe tek denklem

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in bu hafta yaptığı uyarı, diplomatik nezaketin ardına gizlenmiş sıradan bir temenni değildi. "Orta Doğu kontrolden çıkıyor" ifadesi, aynı anda farklı coğrafyalarda büyüyen krizlerin artık birbirinden bağımsız okunamayacağını anlatıyordu. Gerçekten de yalnızca birkaç gün içinde yaşanan gelişmeler

Bir tuşlu telefon hikâyesi

İnsan, çoğu zaman ömrünün kısalığından şikâyet ederken, elindeki en kıymetli cevheri gürültülü bir nehre nasıl fırlattığının pek farkına varmaz. Zaman, takvim yapraklarında önümüze serildiğinde, çoğumuza uçsuz bucaksız bir ova gibi görünür; nereye koşacağımızı bilemediğimiz, adımlarımızın iz bırakmadan silindiği, sınırları belirsiz geniş bir boşluk

İspat telaşı bitti

Bir insanın ya da bir milletin kendi varlığını durmadan birilerine ispat etme çabası, çoğu zaman için için tükenişin gizli bir reçetesidir. Her şeyi öğüten o hızlı ve yabancılaştırıcı gürültünün içinde, hep bir yerlere yetişmeye, birilerine ne kadar geçerli, ne kadar güçlü ve ne kadar faydalı olduğumuzu kanıtlamaya çalıştık. Sürekli bir koşuşturma,

Kilidi sağlam kapısı açık evler

Akşam olduğunda evimizin kapısını iki kez kontrol ediyoruz. Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o tanıdık tık sesini duyana kadar rahat etmeyiz. Arabanın alarmını kuruyor, pencereleri kapatıyor, çocuklarımıza tanımadıkları kimseye kapıyı açmamalarını tembihliyoruz. Güvenlik denildiğinde aklımıza hâlâ çelik kapılar, sağlam kilitler ve yüksek duvarl

Kimse görmeden

Bir sokak, ancak üzerinden bir lider geçeceği zaman temizleniyorsa, o sokak aslında hiç temizlenmemiştir. Medeniyetin sınavı göğe yükselen anıtlarda değil, kimsenin bakmadığı o sessiz anlarda verilir. Asıl kıymet; sokağın tozunda, gündelik hayatın sıradan akışında ve insanın hiçbir gözün üzerinde olmadığını bildiği anda sergilediği duruşta ortaya ç

Küller ve şenlikler

Maziyi, ulaşılmaz bir masal ülkesi gibi anlatmak kolaydır. Zor olan, geçmişi bugünün omuzlarına yük değil, yarının inşasına dönüşecek bir emanet olarak okuyabilmektir. İşte tam da bu yüzden, takvimin bazı günleri yalnızca bir tarihten ibaret değildir. Bir gün önce suskunluğun ağırlığını, ertesi gün ise meydanların coşkusunu taşıyan zaman aralıkları

Zerrelerin oyunu

İnsanoğlu, bilmediği şeylerin üzerine kalın örtüler örtmekte eşsiz bir ustadır. Anlamadığımızı itiraf etmenin o serin sularına girmektense, kof ve gürültülü cümlelerin kuraklığında kavrulmayı tercih ediyoruz. Hakikati karmaşıklaştırdıkça büyüdüğümüzü zannediyoruz. Oysa bir fikrin namusu, onun etrafına örülen laf kalabalığında değil; toprağa ne kada

Görünmez boyunduruk

Basra'nın en kuzey ucunda, Dicle ile Fırat'ın binlerce kilometrelik bir seyahatin ardından taşıdığı toprakların tuzlu suyla buluştuğu o ağır ve nemli havzada, sessiz ama derinden işleyen bir mücadele yaşanıyor. Suların gelgitle kabarıp çekildiği, sığlıkların bir görünüp bir kaybolduğu bu çamurlu kıyılar, sadece iki komşuyu değil, bütün bir coğrafya

Kendi kozasını örebilen akıl

Yeryüzü ağır ve derinden gelen bir sarsıntının, sağır edici bir gürültünün altında eziliyor. Kıtalararası ihtilafların ve sınır boylarındaki tarihsel kırılmaların ürettiği enkaz, artık yalnızca coğrafyaları ve taş duvarları değil, doğrudan doğruya insanın idrakini ve varlık şuurunu hedef alıyor. Eskiden namlulardan çıkan mermiler toprağın göğsünü d

Söz haddi aşmadan...

Bizler, malumatı hakikat sanan ağır bir yanılsamanın ortasında, kendi varlığını ruhsuz hesap tahtalarına meze eden bir savrulmayı yaşıyoruz. İnsanı yalnızca malumat istifleyen, etrafındaki her şeyi kaskatı bir hissizlikle tartıp biçen cansız bir döküm defterine indirgeme gayreti, her geçen gün yeni bir sınır aşıyor. Oysa ışığın çekildiği, piyasanın