Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 383 yazı 1 takipçi

Bir vatan önce yeşerir

Bazı sınırlar haritalarda çizilir. Bazıları ise sessizce toprağın altında büyür. Bir dağın yamacına tutunan köklerde... Bir pınarın suyunu yüzyıllar boyunca aynı yatağa taşıyan toprakta... Rüzgârın yönünü değiştiren ormanlarda... İnsan çoğu zaman yalnızca gözünün gördüğünü sınır zanneder. Oysa bir milleti ayakta tutan asıl sınırlar, cetvelle ölçüle

Suya yazılamayan yazılar

Tarih bazen meydanlarda yazılır. Bazen de birkaç satırlık resmî bildiride... Hangisinin daha etkili olduğunu ise yıllar sonra anlarız. Çünkü devletler yalnızca söyledikleriyle değil, sustukları yerlerle de konuşur. Diplomasi, güvenlik ve istihbarat dünyasında bazen en yüksek ses, kurulmamış bir cümlenin içinde saklıdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip E

Gürültünün gölgesinde irade

Bir toplumun iradesi önce sandıkta değil, dikkatinde sınanır. Çünkü neyi konuşacağımıza başkaları karar vermeye başladığında, neyi savunacağımıza da yavaş yavaş onlar karar verir. Dünya uzun zamandır yalnızca sınırlar, enerji hatları ya da ticaret koridorları üzerinden mücadele etmiyor. Bugünün en görünmez rekabeti, insan dikkatini yönetme mücadele

Boğazlar açılırken

Sabaha karşı limanların kendine özgü bir sessizliği vardır. Vinçler ağır ağır hareket eder, halatlar çözülür, gemiler görünmez bir düzenin parçası gibi yollarına devam eder. Kimse bunu haber yapmaz. Çünkü düzen, varlığını en çok hissedilmediği zamanlarda korur. Ne zaman ki bir gemi beklemeye başlar, işte o zaman sessizlik konuşur. Dünyanın dikkati,

Diplomasinin görünmeyen silahı

Uluslararası ilişkilerde bazen en büyük kırılmalar savaş meydanlarında değil, kelimelerin arasında yaşanır. Bir açıklama yapılır, ardından farklı bir açıklamayla dengelenir. Bir kapı açık bırakılır, fakat içeri girilip girilmeyeceği söylenmez. İşte tam o noktada diplomasi, görünenin ötesinde işlemeye başlar. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran yönetim

Kendi gölgeni tanımak

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yüzlerce güneş paneli aynı yöne döndü. Ufkun öbür tarafında ise bir sondaj kulesi, denizin derinliklerine doğru ağır ağır inmeyi sürdürüyordu. Aynı gökyüzünün altında iki ayrı gelecek sessizce şekilleniyordu. Biri toprağın altına inmeyi tercih ediyor, diğeri göğün cömertliğini sessizce toplamaya hazırlanıyordu. İnsa

Karanlığın emeği

Şu an bu satırları okurken ekranınıza düşen ışık, bir Babil kölesinin bir saatlik emeğine bedeldi. Asırların karanlığını yaran o ilk kandilin fitili tutuştuğunda, aydınlık insan emeğinin en ağır, en bedelli meyvesiydi. Babil'in susam yağı lambalarından mumlara, balina yağından gaz lambasına, oradan filaman ampule uzanan zincirde ışığın gerçek fiyat

Parçanın yalanı bütünün yerçekimi

Bir tohum toprağın altında çürürken, dışarıdan bakan göze o sadece bir kayıptır. Oysa o çürüme, gövdenin ilk nefesidir. İnsanlığın en kadim yanılgısı da tam burada saklıdır: gözbebeğini bir anahtar deliğine hapsedip bütün odayı gördüğünü sanmak. Kararlarımız, tepkilerimiz, toplumsal savruluşlarımız saniyelik bir nabız atışının darbesiyle şekilleniy

Çağın kamburunu sırtlayabilenler

İnsanoğlu, zamanın sarsıntıları karşısında ikiye ayrılır: rüzgârın yönüne göre savrulanlar ve fırtınayı köklerini derinleştiren bir imtihana dönüştürenler. Yaprak, her esintide başka bir istikamete düşer; kök ise her sarsıntıda toprağa biraz daha bağlanır. Çağın yorgunluğunu omuzlamak, işte bu ikinci sebatın harcıdır. Zaman, üzerine inşa edilen hak

Kendi kurduğu zindana aşık olanlar

Merak öldüğünde, insanın yüzüne yerleşen o donuk ifadeyi bilirsiniz. Gözler değişmez, kelimeler aynı kalır; fakat içeride, zihni ayakta tutan o görünmez kirişlerden biri sessizce çatırdar. Artık soruların yerini ezberler, arayışın yerini sarsılmaz nutuklar almıştır. Harita tamamlanmış, yeryüzünün bütün sırları o dar odalara hapsedilmiştir. Bu, bir

Handan olan anlar bizi

İskenderpaşa'nın asırlık taş duvarlarına vuran ikindi gölgeleri, avlularda nesillerdir biriken o ağırbaşlı sükûneti usulca taşır yeryüzüne. Parmak uçlarımızı o yosun tutmuş, soğuk taşlara dokundurduğumuzda, asırların nefesini tenimizde hissederiz; havada, yağmur yemiş ahşap pervazların o genzi yakan, kadim ve kekremsi kokusu dağılır. Taşların damar

Protokol egemenliği

Yeryüzünün sarsılmaz zannettiğimiz görkemli meşruiyet kaleleri usulca kuma dönüşüyor. Bir park bankında ufka boş gözlerle bakan, aylardır aradığı iş kapısından eli boş dönen gencin omuzlarına çöken ağırlık, yalnızca şahsi bir tükenmişlik hikâyesi değildir. O genç, hayatın olağan akışında kendi yetersizliğine yanarken, hakikatte çok daha sarsıcı bir