Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 275 yazı 1 takipçi

Dinlen ki iki katını yap

Çok iş yapmak değil, enerjinizi hangi işe ayırdığınız verimliliği belirler; peki uyku ve dinlenmeyi stratejik araç olarak görmeyenler ne kaybediyor?

Cevapsızlığın vakur sükûneti

Zihin durmaksızın sorular ürettikçe hakikat uzaklaşıyor; acaba sessizlikte bulduğumuz şey gerçekse, neden hala cevap aramaya devam ediyoruz?

İzmihlalin rüzgârı ve derinleşen kökler

Küresel fırtına sarsarken, başkalarının kırılan dalları değil, kendi toprağına sıkı tutunmanın gücü belirleyecek mi geleceğimizi?

Damak bürokrasisi

Japonya Büyükelçisi'nin İskender sorusundan başlayan diplomasi yolculuğu, gerçekten de iki kültürü birleştiren sofrada yapılacak mı yoksa yazarın romantize ettiği bir hayali mi?

Buzlanmayan göğsümüzdeki terazi

Gürültü pazarında satılan körleşmeyi seçmek mi, asırlık sükûnetin gücünü idrak etmek mi—ya da tam tersi mi?

Sözün gölge boyu

Pazar sabahının telaşsız, kendi içine dönük sükûnetindeyiz. Belki elinizde sıcak bir çay bardağı, pencereden dışarı bakıyor ve sokağın bildik, yorgun ama aşina dinginliğini dinlemek istiyorsunuz. Ancak bu ıssızlık, ilkin ufuk çizgisini kemiren ağır ve soğuk hafriyat uğultusuyla bölünüyor. Ardından sokağın başından otomobiller geçiyor. Bir yanda hay

Yanılsama çağında çıplak kalanlar

Kadim bir dağ başında yakılan işaret ateşi, dumanıyla ufku boyarken sadece bir haberin değil; sarsılmaz bir kararlılığın ve toplumsal sükûnetin vakur müjdecisiydi. Şimdilerde o dumanın yerini; yeryüzünün görünmez katmanlarında süzülen, eşyaya yeni bir ruh üfleme deneyleri ve hakikati binlerce parçaya bölüp her milisaniyede yeniden birleştiren sessi

Yüzde dört buçukluk gerçek

Kuzeyden inen rüzgâr, İstanbul Boğazı'nın tuzlu nemine sadece soğuğu değil, etrafımızda kaynayan sınırların o ağır yanık kokusunu da taşıyor. Dalgalar kıyıya vururken suların altında yatan o eski coğrafya, dün sabah yeniden sınandı. 140 bin ton ham petrol. 27 mürettebat. İstanbul'a sadece 26 kilometre mesafede, geceyi bölen ağır bir patlama oldu. A

Ödünç haritaların sağır uçurumu

Ağır, maundan oyulmuş bir karar masası. Üzerinde, sınırları binlerce kilometre öteden çizilmiş, kırmızı mühürlü bir dosya duruyor. Odanın sessizliğini bozan tek şey, sayfalar çevrildikçe havaya yayılan o keskin barut ve tuz kokusu. Kağıdın üzerindeki harfler, okuyan göze sadece duymak istediği o ninnileri söylüyor: "Halk ayaklanacak, rejim içeriden

Yutkunamayan kibrin iki ekmeği

Geniş, loş bir salon. Ortada meşeden oyulmuş devasa bir masa ve masanın üzerine serilmiş, sınırları cetvellerle çizilmiş kıtalar. Karartılmış odanın tek ışığı, haritanın tam ortasına, ele geçirilmek istenen o bereketli topraklara vuruyor. Haritanın etrafında gezinen parmaklar şehirleri yutuyor, nehirleri kurutuyor. Büyük kararlar alınıyor, ağır bed

Üç yüz nüshalık sükût

Sert, tavizsiz bir çizginin taşa veya ahşaba kazındığı o ilk anı düşünün. Yuvarlak hatların o uysal rehavetini kökten reddeden, dik açıların o keskin kokusunu odaya yayan bir nizam. Kûfî, kâğıt üzerinde uslu duran, salt estetik bir leke değildir; aksine, tavanı omuzlayan bir sütun, odanın köşesine sinmiş koyu bir gölgedir. Siz sadece bir metin okud

Yüzde birin ağırlığı doksan dokuzun ayazı

Sabahın kör ayazında, kalorifer peteği nefesini tutar. Binlerce kilometre ötede atılmış bir imzanın isli kokusu odaya dolmaya o an başlar. Soğuyan sadece demir değildir; bir coğrafyanın damarlarında dolaşan enerjinin nabzı usulca yavaşlar. Tahran'dan kesilen gazın faturası, İstanbul'daki bir sabah çayının buğusunu dondurmaya yetecek kadar ağırdır.