İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yeniçağ
Gündem 104 yazı 0 takipçi

Muhalefet Severler Cemiyeti

Türkiye'de siyasetin en zor taraflarından biri, insanların aynı anda iki farklı gerçeği birlikte savunabilmesidir. Bugün CHP içinde yaşanan tartışma da tam olarak böyle bir yerde duruyor. Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu'nun yıllarca partiyi taşıdığına, büyük bir siyasi mücadele verdiğine ve özellikle son kurultay sürecinde haksızlığa uğradığına sami

Yine yeniden Lozan

Lozan'a yıllardır öyle şeyler söylendi ki, insan bazen antlaşma mı imzalandı yoksa bir korku filmi senaryosu mu yazıldı diye düşünüyor. Kimi "gizli maddeler" dedi, kimi "2023'te bitecek" dedi, kimi de "aslında zafer değil hezimet" hükmünü çoktan verdi. Öyle ki insanın aklına şu soru geliyor: Madem Lozan bu kadar büyük bir hezimetti, neden yüz yıldı

Aynaya bakmayan siyaset

Türkiye'de uzun zamandır hemen herkesin üzerinde uzlaşabildiği çok az konu kaldı. Ama galiba bir konuda geniş bir mutabakat var: Memnuniyet hissi giderek azalıyor. Eğitim sisteminden şikâyet eden başka bir kesim, televizyon yayınlarının toplumsal dokuyu aşındırdığını düşünen başka bir kesim, ekonominin artık gündelik hayatı taşınamaz hâle getirdiği

Yaz transfer dönemi

Türk siyasetinde artık seçim sonuçlarını, parti programlarını ya da ideolojik tartışmaları konuşmaktan çok "transfer sezonunu" takip eder hale geldik. Futbolda nasıl taraftarlar gece yarısı "Acaba hangi yıldız geliyor" diye telefon ekranına kilitleniyorsa, siyasette de benzer bir heyecan oluşmuş durumda. Tek fark şu: Burada bonservis bedelleri açık

Enflasyon düşmüyor siz en iyisi Çin'e gidin

Bir ülkede siyasetçinin gençlere verdiği en büyük kariyer tavsiyesi "okulu bırakıp in'e gidin" olmuşsa, ekonomistlerin de en büyük açıklaması "enflasyon beklediğimiz gibi düşmedi" cümlesine sıkışmışsa, orada artık yalnızca ekonomik kriz değil, zihinsel bir yönetim krizi vardır. Bir tarafta eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar çıkıp gençlere, "Anne

VESAYET ANAYASASI

"Bu anayasa darbe anayasasıdır", "vesayet düzeninin izlerini taşıyor", "Türkiye'nin sivil bir anayasaya ihtiyacı var"... Türkiye'de bu cümleleri artık neredeyse ezbere biliyoruz. ünkü yaklaşık yirmi yıldır aynı siyasi iktidar, her anayasa tartışmasını benzer bir söylem üzerinden yürütüyor. Ancak ortada dikkat çekici bir çelişki var: Eğer mesele ger

Kutuplaşan medya

Türkiye'de siyasetin uzun süredir iki büyük kutup üzerinden şekillendiği söyleniyor. Aslında mesele yalnızca siyasetin iki kutuplu olması değil. ünkü iki kutuplu bir siyaset, zamanla kaçınılmaz biçimde iki kutuplu bir medya da üretiyor. Daha doğrusu, üretmek zorunda kalıyor. Bir süre boyunca bunun dışında kalanlar vardı. Kendisini bağımsız tanımlay

Bayraktan kim rahatsız olur

Orta Doğu Teknik Üniversitesi kampüsünde yaşanan bir tartışma, aslında yalnızca bir öğrenci kavgası değildi. Adı "Devrim" olan bir şenlikte, bir grup öğrencinin Türk bayrağı açmasıyla başlayan gerilim kısa sürede başka bir tartışmanın sembolüne dönüştü. ünkü mesele, "provokasyon" iddiasının çok ötesine taşındı. Eğer ortada bir provokasyon varsa bil

Statü ihtimalleri

Devlet Bahçeli'nin son grup konuşmasında Abdullah Öcalan'ın statüsüne ilişkin kullandığı ifade, Türkiye siyasetinde uzun süredir kapalı tutulan bir tartışma başlığını yeniden gündeme taşıdı. Ancak bu kez mesele yalnızca bir "süreç ihtimali" değil; aynı zamanda bu ihtimalin hangi sınırlar içinde, hangi aktörlerle ve hangi meşruiyet çerçevesinde yürü

3 Mayıs: Bir hatırlayış değil, bir tavır...

3 Mayıs, Türkiye'de uzun yıllar boyunca yalnızca bir anma günü olmadı; bir fikrin, bir duruşun ve bir iddianın sembolü oldu. Bugün bu tarih giderek daha fazla "Milliyetçilik Günü" olarak anılmaya başlasa da, bu dönüşümün kendisi tartışmayı hak ediyor. ünkü 3 Mayıs'ı anlamak, onu doğuran tarihsel bağlamı doğru okumaktan geçer. O bağlam ise açıktır:

Hastane yolu: Alışkanlık mı mecburiyet mi

Abdullah Emre Güner bir veri paylaştı. Ama bu veri, aslında bir tabloyu değil, bir ruh hâlini anlatıyor: "Bir yılda 300 kere doktora giden hastamız var... 'Alışkanlığım' diyor." Bir yıl 365 gün. 300 gün hastaneye gitmek demek, neredeyse her gün bir sağlık kurumuna uğramak demek. Üstelik bu tekil bir örnek olarak anlatılmıyor. Aynı açıklamada verile

Bir zamanlar Romanya

Romanya'da futbol, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında yalnızca bir spor dalı değil, aynı zamanda devlet yapısının ve kurumlarının bir yansıması olarak da şekillendi. Nicolae Ceaușescu döneminde bu durum daha belirgin hâle geldi. 1965'ten 1989'a kadar süren bu süreçte iki büyük kulüp öne çıktı: Steaua București (Türkçede yaygın kullanımıyla Ste