Mustafa Sabri Beşer

Star

2026 yılı "Anne Yılı" ilan edilsin! (2): Ev, Ruh, Nesil

Her toplumun kaderinde bir an vardır. Sessizdir. Kimse onun geldiğini anlamaz.Bağırmaz, çağırmaz. Fakat bir milletin ruhunu alttan alta yoklayan bir değişimin habercisidir.Evlerin içinde bir şey eksilir.Sözün tonu değişir.Çocuğun bakışı boşalır.Babanın omzu düşer.Toplumun vicdanı yerinden oynar.Neden sonra anlarız ki mesele ekonomi ya da siyaset de

2026 yılı "Anne Yılı" ilan edilsin! (1): Dil, Hafıza, Vicdan

"Aile Yılı" bir takvim süsü olmadı hamdolsun. Sarsılmış zemini yoklama iradesiydi. Ancak yine de aileyi konu alan politikalar soyut bir hane tarifi etrafında dönüyor.O hanenin içinde çocuğa ilk bakışı veren annenin ağırlığı görülmediğinde ruhun kırığı aynı yerde kalıyor.Sosyoloji aileyi toplumsallaşmanın çekirdeği olarak anlatır. Dil ve değer bu çe

"Aile Yılı"nın ardından kalan boşluk!

2025'in "Aile Yılı" ilan edilmesiyle devlet kurumları bir irade ortaya koydu. İletişim Başkanlığı, MEB, Diyanet, Aile ve Kültür Bakanlığı... Bir yıl boyunca yürütülen çalışmalar, ihmal edilmiş bir alana topyekûn yönelme çabası açısından kıymetliydi.Ancak, devlet önderimizin "nüfus" meselesine dair yaptığı ikazlar, bunca çabaya rağmen hâlâ bir gedik

Papa İznik'e gelince…

Papa'nın İznik'e gelişi alelade bir ziyaret değildir. Gölün kenarında verilen pozlar, gazetelere bırakılan yumuşak cümleler, diplomatik gülümsemeler... Bunlar vitrindir. Asıl oyun perdenin arkasında döner.Papa aynı anda halkına ve bize istihza eder. Bu istihza kahkaha değildir. Küçümsemenin en ince, en derin hâlidir. Bin yıllık bir diplomasi ayarı

Kim daha Müslüman yarışında A. Öcalan yedek kulübesinde!

Hiç alanım olmamasına rağmen terör grupları üzerine bir tarama yaptım.Devletlerin siyaseti bir yönetme sanatı olarak icra ettiği son bin yılda silahlı örgütlerle nasıl karşı karşıya geldiğini, nasıl çatıştığını, nasıl temas ettiğini, nasıl masaya oturduğunu inceledim.Bu okuma icbar ettirildi.Okuduğum her kayıt tanıdıktı.Bugün Türkiye'de terör örgüt

Atatürk'ü İslamlaştırma üzerine…

Dün bir haber platformunda bir yazı okudum. Pergelin sabit ayağından uzaklaşmış bir kalemin kendi çizdiği dairenin içinden çıkamıyor olmanın telaşını metne döktüğü bir yazıydı. Gülünçtü. Fakat acıdım da.Ey azîzan, yalanın sahibini ezdiği bir döneme tanıklık ediyoruz. Düne kadar dini gericiliğin tortusu sayan, Müslümanları çağın dışına itilmiş bir k

Genç mühendisler rahatsız…!

Bu rahatsızlık, gündelik bir şikâyetin ertesi gün buharlaşıp gideceği türden hafif bir sızı sayılmaz. Toprağın altından yükselen, fay hatlarını hatırlatan bir basınç var.Bir mühendis grubunun davetlisiyim. Kurdukları cümlelerden çok, cümlelerin kenarına iliştirip sustukları şeyleri duydum.Seküler mahallede büyümüş olan da var. Muhafazakâr kimlik ta

"Ateistlerin dine inananlara tepeden bakma sebebi!"

Dediler ki yazıların daha fazla okunması için Ahmet Hakan'ın yöntemini denemelisin. İlk kez duydum bu yöntemi. Ekşi Sözlük'te trend olan başlıklara yaslanırsam okunma artıyormuş.Doğrusu nedir bilmem ama Ahmet Hakan'ı takip ederim ve çok okunduğunu da bilirim.Kemmiyeti hiçbir zaman kıstas görmedim. Benim için asıl olan her daim keyfiyete gösterilen

Işığı görenler parmak kaldırsın!

Üzerimizde dolaşan gölgeler var. İnsanların yüzünü karartan gölgeler değil bunlar, gözünü açmaya zorlayan gölgeler.Her çağın bir imtihanı olur, bu çağın imtihanı hakikati duymanın güçleşmesi. Sokrates "Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez" derken bir ömürden söz etmiyordu, bir toplumun kendi vicdanını uyandırma gücüne işaret ediyordu.Bizim de bugün

Hükûmet aleyhtarlığının kesişme noktası!

Aynaya baktığında kendini göremeyen bir tip dolaşıyor sokaklarımızda. İçinde çöl, yüzünde vaha. Kendi boşluğunu başkalarının hakikatine saldırarak teşmil eden, zıpçıktı reflekslerle kendine özgüven maskesi üreten bir figür.İçten kupkuru, dıştan yüksek perdeden diskur üreten, sorumluluk almak yerine tarihe kaçan, bugünü taşımak yerine geçmişi silah