Bu satırlar "genel bir yakınma" ya da "felaket tellallığı" diye okunmasın. Muhatabı var.
Bir önceki yazımda "Kırk yaş üstü ebeveynler, muallimler, hocalar, akademisyenler, sözü geçen büyükler..." diye kurguyu kurmuş, ardından "Siz son bilinçli nesil olabilirsiniz" demiştim.
Bugün o muhataplara bir fotoğraf göstermek istiyorum.
Bazı toplumlar zamanla yarışır, bazılarıysa saate bakmaz. Biz ikinci gruptanız.
Vakit gelse de kalkmayan, seslense de duymayan, yansa da üşüyen bir yerimiz var. Yalnızca topraklarımız değil, bilinçlerimiz de işgal görmüş.
Tarihimiz öyle büyük, öyle parlak, öyle şanlıydı ki...
Zihnimiz, geçmişin o şaşaalı kubbelerinde yankılanan sesleri hâlâ duyuyor. Ne var ki bu sesler artık cevap vermiyor.
Çünkü biz geçmişi hatırlamakla kalmadık, atalarının dini üzerine sabit kalanlar gibi ona sığındık. Geçmiş bizim için bir ders değil, övünülesi bir dekor oldu.
Önünde gururla poz verdiğimiz, ama içine girmeye korktuğumuz bir hatırat.
Şimdi modernliğin karşısında dimdik durduğumuzu sanıyoruz. Oysa omzumuzdaki ceket batının, cebimizdeki cep telefonu doğunun acınası fikirsizliğidir.
Giyinerek dönüşüyoruz, ama düşünmeyi reddediyoruz.
Elimizde tutulur bir din kaldı mı, o da meçhul. Ne geçmişin iman kuvveti kaldı ne geleceğin tahayyül kudreti.
İkisi arasında kısılmış, çırpınan, parça parça olmuş bir bilinç... İşte bugünkü hâlimiz.
Şimdilerde her yerde konferanslar var. Herkes gençlere sesleniyor. "Kendiniz olun!" diyorlar. Ama o "kendilik" dediğimiz şey, hangi çağın harcından karılmış, bilen yok.
"Ey genç kardeşim!" nidasıyla ekranı, sahneyi inletiyorlar ancak, zarfın kalınlığı ve hacim pazarlığı memnuniyet verici ise.
Sonra kendimizi bulma hevesine kapıldığımızda bile başkasının haritasını taşıyoruz.
Okuduğumuz kitaplar, seyrettiğimiz filmler, öğrendiğimiz kavramlar... Hepsi başka dünyaların çocukları.
Zihinsel göçmeniz ve pasaportsuz bir sığıntıyız. Ve biz bu acının farkında bile değiliz.
Shayegan'ın dediği gibi, "Biz tarihte tatile çıktık."
Rönesans olurken meşguldük, bilimsel devrim olurken abdeste gidiyorduk. Gavurların düşünsel kırılmasına tribün misafiri olduk ve gürültüden ibaret sandık.
Sustuk. Görmezden geldik.
Sonra o sessizlik çürüdü, şimdi burnumuza vuruyor.
Kendi aklımızla tartmadığımız her fikir, bir yerden sonra içimize işler. İçimize işlediler.
Şimdi o fikirlerle kızıyor, o fikirlerle savunuyor, o fikirlerle dua ediyoruz.
Başvurumuz yine Shayegan'a olsun,

5