Latif Bozdoğan

Milat

Akidesi susamlılar

Zihninizin etrafını saran, attığınız her adımı, yutkunduğunuz her anı ve hatta zihninizden geçen o en karanlık tereddütleri bile saniye saniye kaydeden devasa bir hafıza hayal edin. Öyle bir hafıza ki; hiçbir kusurunuzu silmiyor, hiçbir hatanızı unutmuyor ve geçmişin bütün ağırlığını her sabah yeniden omuzlarınıza bindiriyor. Kadim bir hikâyede, ha

Fırtınayı öğüten kaptan

Dünya, alışılagelmiş dengelerin sarsıldığı, her taşın yerinden oynadığı keskin bir yol ayrımında duruyor. Tarihin ağır ve paslı menteşeleri, jeopolitik bir gürültüyle yeni bir çağa aralanırken; kadim pergelin sabit ayağını Anadolu'nun kalbine mühürleyip, diğer ayağıyla yeryüzünün dijital sinir ağlarını tarayan o sessiz karargâhı tahayyül edin. Bir

İstatistiklerin gizleyemediği çığlık

Geceyi yırtan cılız bir lomboz ışığında, denizin rengi mürekkepten yeşile dönerken sırılsıklam bir bekleyişin ortasında duran iki kaçak... Yüzlerinde tarihin bütün yenilgilerinin ağır tortusu, ellerinde ise sadece birbirlerine duydukları o dilsiz itimat var. Kader birliği dedikleri o kadim sır, karanlığın en zifiri anında şu hakikati terennüm ediyo

Tukidides tuzağı ve Türkiye

Dünya, tarihin en keskin virajında, yükselen bir gücün yerleşik bir devi yerinden etme sancısı olarak bilinen Tukidides Tuzağı'na doğru pupa yelken ilerliyor. Antik Yunanlı tarihçi Tukidides'in adıyla anılan bu kavram, hegemon güçlerin el değiştirdiği o 16 büyük düzen değişiminden 12'sinin kanla yazıldığını hatırlatır. Bugün etrafımızda biriken kür

Küresel kolezyumda taşlanan ruhlar

Haritada yerini bile tam kestiremediğimiz, okyanusun öte yakasındaki Meksika'nın puslu sokakları alevlere teslim olmuş durumda. Devasa bir uyuşturucu imparatorluğunu yöneten altmış yaşındaki o malum baronun ölümüyle, ağır silahlı milisler şehirleri esir alıp otoyolları ateşe veriyor. "Bize ne on binlerce kilometre ötedeki bu yangından" deyip omuz s

İçimizdeki o jakoben ses

Limanın o durağan, iliğe işleyen güvenli sularında yıllarca demirli kalmaktan omurgası çürümeye yüz tutmuş o devasa kadırgaları gözünüzün önüne getirin. Onların asıl trajedisi, açık denizlerdeki amansız fırtınalara, devasa dalgalara yenilmeleri değildir; o sığ sularda, kalın halatlarının paslanmasını beklerken kendi kendilerini sessizce yiyip bitir

Şuur ve şefkat

Gecenin dinginliğine inen sahur bereketinin, usulca ağaran şafakla toprağa karıştığı, tabiatın ve ruhun uyanışa geçtiği günlerdeyiz. Ramazan, o eşsiz iklimiyle yüreklerimize sükunet indirirken, bize en büyük imtihanımızın sadece midemizle değil; tüm uzuvlarımızla ve en çok da niyetimizle olduğunu hatırlatıyor. Çoğumuz orucu sadece yeme içmeyi kesme

Satha Aldanmak

Yıl 1720, Dersaadet… Ok Meydanı'nın semalarında günlerce sönmeyen şenlik ateşleri, devasa otağların gölgesinde kurulan ziyafet sofraları ve İstanbul'un her köşesinden akın eden mahşeri bir kalabalık. Yüzeyden bakıldığında kusursuz bir kudret gösterisi. Ancak devrin şairlerinin yaldızlı kasidelerle göklere çıkardığı bu şatafat, aslında içten içe kan

Ruhunu satan arenalar

Eski zamanların o ahşap direkli, tozlu panayırlarında en çok ilgiyi gözbağcılar çekerdi. Seyirci, cebindeki son akçeyi o çadıra girip kandırılmak, aklının sınırlarını zorlayan bir illüzyonu izlemek için isteyerek verirdi. Çünkü panayırın kuralı buydu; asıl mesele gerçeği bulmak değil, yalanın ne kadar ustaca sergilendiğini izlemekti. Fakat aynı sey

Tekkenin bahçesinde zaman durdu

Kanlıca'nın o asude tepesinde, saatin tiktaklarına değil, kalbin ritmine ayarlı bir bahçedeyiz. Ataullah Efendi Tekkesi… 18. yüzyıldan bugüne, taşın, toprağın bile zikirle yoğrulduğu bu mekânda, bugün başka bir nefes var. Boğaziçi Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Topluluğu (GTS), akademinin soğuk koridorlarından çıkıp, hakikatin sıcak iklimin