Ünal Bolat

Türkiye

Kaçmakla kurtulamazdım

"Her şeyi bir kenara fırlatıp alabildiğince kaçarım ama nereye kadar, on adımda yakar..."Daha on iki, on üç yaşında bir çocuktum o zamanlar... Bizim yayla evlerinde iki üç kilometre uzaktaki çeşmeden su getirmek gerekiyordu... Aldım sırtıma iki ucu kancalı uzun sopayı, taktım ucuna birer su kovasını, düştüm çeşmenin yoluna... Türkü söyleye söyleye

Tam kırk dört yıl oldu...

"Bir daha o taşralının adını anmayacaksın! Hele yüzünü görmeyeceksin!"Hafta iznimi dört gözle bekledim... O hafta olmadı... İki hafta sonra izne çıktığımda bir yolunu bulup sevdiğim kıza ulaşabildim. Abisinin bana gönderdiği mektubu uzattım:-Senin abinden geldi... Açıp okur musunAyşe, kendisine uzattığım mektubu aldı ama daha açıp okumadan dedi ki:

"Bu sana ilk ve son ikaz" yazıyordu

"Heyecanla açtığım İstanbul'dan gelen mektupta şoke eden tehdit dolu cümleler vardı..."Kaderim beni hızla, sevdiğim evlenmek için hayaller kurduğum kıza doğru yaklaştırıyordu. Zira askerliğim onun yaşadığı şehre İstanbul'a çıkmıştı. Gelecek için planlar yapıp "gel tezkere gel" şarkısını söylüyordum. Her ne kadar sayılı gün tez gelir geçer deseler d

Çeyrek asırdır ot bitmemiş!

Ben o geceyi ve hatta o deprem saatini anbean yaşadım ve hiç unutamıyorum.O gece yani 17 Ağustos 1999 gecesi saat 03.05'te yaşadığımız o 45 saniyelik kâbusu unutmamız mümkün değil. Yani o geceyi ancak yaşayanlar bilir. Allah bir daha böyle bir geceyi kimseye yaşatmasın.Ben o geceyi ve hatta o deprem saatini anbean yaşadım ve hiç unutamıyorum. Biz d

Dilenci zannediyor, dünür oluyor!

"Görücüye gittikleri gün, kayınvalidemin annesi ayakları sakat adamı görünce şaşırıyor!.."Kendini güzel dinimize hizmete, komşularına yardıma, çoluk çocuğuna adayan rahmetli kayınvalidemin evliliğiyle ilgili hatırasını anlatmaya bugün de devam ediyorum.Rahmetli, evlenmek istemediği nişanlısı açıp okusun da kendinden vazgeçsin düşüncesiyle yazdığı m

Nişanlıya yazılan ilginç mektup

"Kayınvalidemin evlenme yaşı gelince, yakın çevreden istemeye gelenler oluyor..."Size çok kıymetli bir dava kadınından bahsetmek istiyorum. Bilinen meşhur insanların yanında fazla bilinmeyen ama çevresinde iz bırakmış bir Anadolu kadınından. Kimseyi ayıplamadan, yargılamadan herkesi kucaklayan; büyükle büyük, küçükle küçük olan, komşularının ve ark

Geriye hatıralarımız kaldı...

"Her zaman gelecek misin ona göre, diye sorulması tedarikçinin işi yürütemeyişi imiş!.." Her sabah bir bölgeye gidiyorduk müşteriye... Bıldırcın yumurtası ürüten bir çiftliğin bıldırcınlarını pazarlıyorduk. Gerçi ben ne bıldırcından ne yumurtadan anlıyorum. Ben sadece Fahri Abinin şoförlüğünü yapıyordum.Ama onun kadar kendinden emin ve samimi konuş

Olmayan çocuğu nüfusa yazdırmak!..

"Sofu Dayı çocuk sayısını beşe, hatta altıya çıkardığı için o yıl yol vergisinden kurtuluyor..."O yıllarda nüfus kayıt işlerinin devlete yol vergisi vermek veya çocuk yapmak arasına sıkışıp kalmış ahalideki yaşanmışlıkları anlatmaya bugün de devam ediyorum...O yıllarda kocaların eşlerine hamile olup olmadıklarını sormak ayıp olarak niteleniyordu. B

Doğum yılı bile kesin değildi

"Bizimkiler gibi on iki çocuğu olan anneler hangisini ne zaman doğduğunu bile tam hatırlamazdı..."Hatırama bugün de devam ediyorum. Hâlen yaşamakta olan altı kardeşim ve kendi doğum günümü ve ayını bir tarafa bırakalım, yılımız bile kesin değildir. Aynı şekilde, tabii ki ölen beş kardeşimin de doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir.Hatta bazen, öle

Yol vergisi veya beş çocuk

"Beş çocuğu olmayan ve yol vergisini veremeyen insanlar haftalarca yol inşaatında çalışıyordu..."Biz evde yedi kardeş, bir nine ve anne baba olmak üzere on kişiydik. 1930'lu 40'lı yıllardı... O yıllarda devlet beş çocuktan az olan ailelerden yüklü bir yol vergisi alıyordu. Hanebaşına yılda 13 lira veremeyen köylünün evine haciz bile geliyordu. Bu v