Turgut Tunç

Turgut Tunç

Yeni Birlik
Bölge 60 yazı 0 takipçi

Ata tohumu, botoks ruhu

Eski günleri hatırlayanınız var mı Hani şu bahçeden, balkondan toplanan; eğri büğrü, üzeri hafif çamurlu, boyu posu birbirini tutmayan domatesleri beğenmeyip "Amman, manavdaki gibi biblo gibi değil ki bu!" diyerek burnumuzu kıvırdığımız günleri... O zamanlar pürüzsüz, cilalanmış gibi parlayan, simetrik salatalıkların peşindeydik. Market rafında ask

Yağmur unutur, peki ya İstanbul

Gökyüzü, o ağır kurşuni örtüsünü üzerimizden yavaşça çekiyor. Günlerdir durmaksızın yağan, sokakları göle çeviren yağmurun ardından güneş kentin üzerine yeniden düşmeye başladı. Su birikintileri buharlaşıyor, kaldırımlar kuruyor. Ancak çekilen suların geride bıraktığı o derin ve sessiz keder, güneşin ilk ışıklarıyla dağılacak gibi değil.Yağmur bard

Dijital Ahilik: Ekranın Ardındaki Vicdan

Geçenlerde bir dükkânın kapısındaki o eski ahşap tabelaya takıldı gözüm. Yılların yorgunluğunu taşıyan ama dimdik duran bir yazı: "Müşteri velinimetimizdir." Sonra cebimdeki telefonu çıkardım, ekrana baktım. Bildirimlerin aktığı, saniyede binlerce satışın yapıldığı, milyonlarca mesajın havada uçuştuğu koca bir "dijital meydan". Dükkânlar web sitele

Ekmek Almak İçin Koşan Nesil: Sistemde Bir Hata mı Var

İnsan çocukken geleceğe dair çok umutlu hayaller kurar. Mesela ben, "Büyüyüp koskoca adam olunca sabahın köründe ekmek almaya gitmek zorunda kalmayacağım," diye düşünürdüm.Çocukluğumuzun sabah mesaisi belliydi: Mahalle bakkalından yada fırından taze ekmek almak bizim görevimizdi. Evin bodrumuna inip buz gibi havada odun-kömür taşımak, sobanın altın

Dijital sis içinde nefes alma çabası: Bir sosyal detoks deneyimi

Aslında bir türlü başaramadığım ve kendime tavsiyelerimi sizlerle paylaşıyorum.Sabah gözümüzü açar açmaz elimizin ilk gittiği yer neresi Gece başucumuza koyduğumuz o küçük, ışıklı ekranlar... Dünün yorgunluğunu üzerimizden atamadan; dünyada kimin ne yediğini, kimin nereye gittiğini, hangi tartışmanın alevlendiğini öğrenerek güne başlıyoruz. Zihnimi

Kolay paranın çalındığı vicdanlar

Türkiye son günlerde fon şirketlerini, paranın karanlık koridorlarını, bir gecede büyüyen şaibeli servetleri konuşuyor. Dosyalar açılıyor, soruşturmalar yürütülüyor; milyonlardan, milyarlardan söz ediliyor. Hukuk elbette kendi işini yapacak; suç varsa ortaya çıkaracak, suçlu varsa hesabını soracak. Fakat benim merak ettiğim başka bir hesap var: Bu

Hakkaten kuzum, siz gündemi yakalayıp anlayabilecek kadar 'an'da kalabiliyor musunuz

Tırnak içindeki bu soru, son zamanlarda dilimize pelesenk olan o meşhur kişisel gelişim mottosuna incelikli bir dokunuş yapıyor: "Anda kalmak." Fakat sabah gözünü altın, dolar, akaryakıt fiyatları ve borsa haberleriyle açan, öğlen günlük koşuşturmaca ve hesap kitap telaşıyla hemhal olan, akşam ise ekran başındaki üçüncü sayfa haberlerinin o endişe

Aynadaki suret: İstendiğin kişi mi, seçtiğin özben mi

İnsan hayatı, başkalarının beklentileri ile kendi arzuları arasında sessiz ama çetin bir pazarlıkla geçer. Çocuklukta anne babanın gurur duyacağı bir evlat, gençlikte çevrenin onaylayacağı bir arkadaş, yetişkinlikte ise sistemin alkışlayacağı bir iş insanı ya da eş olma çabası... Çoğu zaman farkına bile varmadan, başkalarının sahnelediği bir oyunda

Aynı evde farklı diller konuşur olduk

Aynı çatının altında, aynı masanın etrafında oturuyoruz ama sanki her birimiz farklı bir coğrafyanın aksanıyla konuşuyoruz. Birimiz ekranın baş döndürücü hızına yetişmeye çalışırken, parmaklarının ucunda akan bir dünyada anlık beğenilerle, kısacık videolarla, sembollerle derdini anlatmaya çalışıyor. Diğerimiz ise bir demlik çayın sükûnetinde, ağır

Sıralarda başlayan eşitsizlik: Görünür olmanın ağır yükü

Her Eylül ayı yeni ümitler ve taze başlangıçlar demektir. Ancak son yıllarda Eylül, birçok anne babası için okul zili sesinden önce cüzdanları yakan kırtasiye listeleri, cepleri yakan forma fiyatları ve servis ücretleri anlamına geliyor. İlkokul birinci sınıf sıralarına oturan minik eller, daha okuma yazmayı öğrenmeden hayatın ilk ve belki de en ac

Burnumuzun ucundaki hazine: Bakarsan bağ, bakmazsan gıpta olur

İnsanoğlunun en kadim ve belki de en içten içe kemiren çelişkilerinden biri budur: Yanındakini görmezden gelip, uzaktakine iç çekmek. Hani eskiler "İnsan burnunun ucundakini göremez" der ya, tam da bu halin özeti. Kendi bahçemizde gözümüzün içine bakan fındık dalı kırılır, ceviz ağacı yabani otların arasında boğulur. Parmağımızı kıpırdatıp iki buda

Zamanın yavaş akıp samimiyetin hızlı büyüdüğü günler: "O sesi duydun mu"

Şimdilerde saatlerimizi akıllı ekranların sağ üst köşesinden takip ediyoruz. Oysa bir zamanlar zaman, ne kolumuzdaki akrep ile yelkovana ne de dijital rakamlara bakardı. Zaman, mahalle fenerinin cılız sarı ışığının yanmasıyla, sokak arasına çöken hafif serinlikle ve en çok da balkondan yükselen o tanıdık gür sesle ölçülürdü: "Hadi artık, hava karar