Dünya yine o bildik döngülerinden birinde; takvimler neşeyi müjdeliyor, hazırlıklar yapılıyor, bayram namazı için saflar sıkılaşıyor. Ancak bu yıl kalplerimizde dindiremediğimiz bir soru yankılanıyor: Sahiden bayram yapabilecek miyiz
Gözlerimizi kapattığımızda Gazze'nin enkazları arasından yükselen feryatları duyarken, Doğu Türkistan'da bir halkın kimliği ve canı için döktüğü sessiz gözyaşlarını görürken, dünyanın dört bir yanında mazlumun ahı arşa değerken kutladığımız şey gerçekten "bayram" mı olacak Yoksa sadece bir geleneğin mekanik bir tekrarı mı
İnsanın Kendisinden Kaçışı
Bugün karşı karşıya olduğumuz manzara sadece siyasi bir kriz ya da askeri bir çatışma değil; bu, insanoğlunun kendi özüne, vicdanına ve insanlığına karşı başlattığı topyekûn bir firardır. Modern dünya teknolojide devleşirken merhamette cüceleşti. Kendi konforumuzu bozmamak adına sergilediğimiz o büyük "görmezden gelme" sanatı, aslında tarihin en büyük rezilliği olarak kayıtlara geçiyor.
Bir yanda sofralardaki israf, diğer yanda bir yudum temiz su için can veren çocuklar... Bir yanda özgürlük nutukları, diğer yanda prangaya vurulan haysiyetler... İnsanoğlu sanki "insanlıktan uzaklaşmak" için gizli bir yarışa girmiş gibi. Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu modern hapishanede, başkasının acısını hissetme yetimizi her geçen gün biraz daha kaybediyoruz.
Nereye Gidiyoruz
Herkesin kendine göre bir "haklılık" payı icat ettiği, suçun ise sahipsiz kaldığı bir çağdayız. Güçlünün haklı sayıldığı, adaletin sadece sözlüklerde birer kelimeye dönüştüğü bu düzende dünya uçuruma doğru sürükleniyor. Peki kim haklı, kim suçlu
Suçlu sadece tetiği çeken değil; o tetiğin sesini bastırmak için müziğin sesini açanlardır. Suçlu sadece zulmeden değil; "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek zalimin gölgesinde serinleyenlerdir.
Gerçek Bayramın Reçetesi

37