Takvim yapraklarından daha ağır, daha anlamlı bir gelişin var senin. Kapıyı çalmıyorsun; doğrudan kalbe giriyorsun. Gürültüyü kısıyor, fazlalıkları görünür kılıyor, insanı kendisiyle baş başa bırakıyorsun.
Ramazan her yıl geliyor ama biz her yıl aynı yerden karşılamıyoruz onu. Kimi zaman yorgun, kimi zaman kırgın, kimi zaman da neden bu kadar uzaklaştığını bile fark edememiş bir hâlde… İşte tam bu yüzden Ramazan, sadece oruç tutulan bir ay değil; yeniden ayarlanma vakti.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde söylediği gibi:
"Bizim asıl meselemiz zamanı ayarlamak değil, insanı ayarlamaktı."
Ramazan da tam olarak bunu yapıyor. Saatleri, sofraları, programları değil; insanı ayarlıyor. İftar vaktini beklerken sadece akrep ile yelkovanı değil, sabrımızı, tahammülümüzü, neye ne kadar kıymet verdiğimizi de yeniden ölçüyoruz. Zaman akmaya devam ediyor ama bu ay, insan biraz olsun kendine denk düşüyor.
Açlık Değil, Fazlalıklar Terbiye Olur
Ramazan'ı yalnızca aç kalmak sanmak büyük bir eksiklik. Asıl aç kalan mide değil; sabırsızlık, hırs, kontrolsüz arzu… Bir lokma ekmekle şükür, bir yudum suyla kanaat öğreniliyor.
Gün içinde insan kendine şu soruyu soruyor:
"Gerçekten buna ihtiyacım var mı"
Bu soru sadece sofraya değil, hayata da uzanıyor.
Bu öfkeye, bu kırgınlığa, bu aceleye gerçekten ihtiyacım var mı
Ramazan, insanın elindeki fazlalıkları nazikçe alıyor. Geriye özü bırakıyor.
Aynalar Bu Ay Daha Dürüst
Bu ayda aynalar daha net.
Bahaneler daha sessiz.
Kalp daha konuşkan…
İftar sofraları uzuyor ama ego küçülüyor. Paylaşmak artıyor, benlik azalıyor. Zaman yavaşlıyor; çünkü nefsin ipi biraz gevşetiliyor.
Aynadaki Ben – Heybemde Hikâyeler'deki o cümle tam burada yankılanıyor:

19