Hayatta herkesin bir kredisi, her ilişkinin de kendine göre bir sabır limiti vardır. Bazen durur, düşünür ve "Hadi" dersiniz: "Bir şans daha..." Hani o çok sevdiğimiz mağazaların sadık müşterilerine tanımladığı cinsten bir jest gibi. Ama gelin görün ki, modern zamanların her şeyi hızlıca harcayan insanı, kendisine sunulan bu ikinci şansı, ilkini daha fütursuzca batırmak için bir "kullan-at" kuponu zannediyor.
İnsan ilişkilerini bir tür "sınırsız tüketim çılgınlığı" olarak gören bu güruh, karşılarındaki insanın sabrını, zamanını ve iyi niyetini kendi kişisel bankamatikleri sanmakta ısrarcı. Verilen her yeni fırsatta, ceplerindeki haksızlık nakdini piyasaya sürüp, üzerini de pişkinlikle almaya çalışıyorlar. Onlara göre karşınızda eriyen şey bir insan ömrü değil; nasılsa bir sonrakinde de geçerli olacak bir sadakat kartı puanı!
Oysa bilmedikleri ya da bilmezden geldikleri çok temel bir kural var: Güven, bir kere harcandığında yerine yenisi basılamayan tek para birimidir.
Asıl trajikomik olan ise, bu tiplerin her defasında aynı hataları yapıp farklı sonuçlar bekleyecek kadar hayatın işleyişinden kopuk olmalarıdır. Kendilerine açılan o beyaz sayfayı, adeta bir karalama defteri gibi fütursuzca boyarken yakalanınca da "sütten çıkmış ak kaşık" rolüne soyunurlar. Zannedersiniz ki hata yapan onlar değil, onlara o şansı vererek adeta "suça teşvik eden" sizsiniz! Bu nevi şahsına münhasır pişkinlik, insanı bazen öfkelendirmekten ziyade derin bir hayrete düşürüyor.
Fakat unuttukları küçük bir detay var: Hayat, faizsiz kredi veren bir hayır kurumu değildir.
İşte tam o sınır çizgisine gelindiğinde, o çok güvendikleri limitler birden sıfırlanıverir. Ekrandaki o meşhur uyarı gibi: "Yetersiz Bakiye." Ya da daha açık bir ifadeyle; abonelik iptal, kontör bitti, iletişim kalıcı olarak kesildi. Israrla aramaya devam etseler de duyacakları tek şey, kendi bencilliklerinin telesekreter sesinden ibarettir.

28