Geçen gün pencereden dışarıyı, akan trafiği ve telaşla bir yere yetişmeye çalışan insanları izlerken kendi kendime düşündüm: Biz aslında neyin peşindeyiz Bu bitmek bilmez koşturmacanın arkasındaki asıl arayışımız ne
Cevap, insanlık tarihi kadar eski ve bir o kadar da cana yakın, içimizden gelen bir duygu. Biz, insanoğlu olarak yeryüzüne ayak bastığımız ilk günden beri bitmek bilmez bir "tamamlanma" telaşı içindeyiz.
Eksik Parçanın Peşinde Bir ÖmürŞöyle bir dönüp etrafımıza bakalım. Hepimiz gizli birer "mükemmellik avcısı" olmuşuz. Kusursuz bir hayatın hayalini kuruyor, eksiksiz bir mutluluk arıyoruz. Ama hayatın çıplak gerçeği bize hep aynı şeyi fısıldıyor: Eline geçenler hep eksik olur.
Günlerce araştırıp büyük hevesle aldığımız o son model telefon, ilk düşüşte ufak bir çizik alır; sihir bozulur.
Aylarca planlayıp çıktığımız o rüya gibi tatilde, en sevdiğimiz elbisenin üzerine kahve dökülür; keyfimiz kaçar.
Büyük emeklerle dekore ettiğimiz evde, salondaki o çok beğendiğimiz sehpanın ayağı hafifçe sallanır; gözümüz hep oraya kayar.
Ne dünya tam bir yer, ne de hayat pürüzsüz. Biz neyi mükemmel kılmaya çalışsak, bir köşesinden mutlaka bir eksiklik sızıyor.
Sihirli Kelime: RızaPeki, bu mutlak eksiklik bizi sürekli bir mutsuzluğa mı mahkûm etmeli İşte hayatın o en zarif sırrı tam bu yol ayrımında saklı. İnsan, aradığı o kusursuzluğu dışarıda bulamayacağını anladığı an fark ediyor ki dünya, sen razı olunca tamamlanır.
Rıza göstermek hayata karşı pes etmek demek değildir. Aksine o çizilen telefonda yaşanmışlıkları görmek, kahve dökülen elbiseyle gülümseyip bir anı biriktirmek, sallanan sehpanın altına bir kağıt sıkıştırıp muhabbete kaldığı yerden devam edebilmektir. Hayatın o küçük pürüzleri, aslında ona karakterini veren, onu "gerçek" kılan detaylardır.

31