Geçen gün bir semt pazarının girişinde durup sadece izledim. İnsanların yüzündeki o derin çizgileri, birbirine değmeyen bakışları ve ellerindeki fileleri sanki birer suç mahalliymiş gibi saklamaya çalışmalarını... Kendi kendime sordum:
Sahi, ne kaç para Artık sadece bir kilo peynirin, bir litre sütün fiyatından bahsetmiyoruz. Biz, insanlığımızın, sabrımızın ve en önemlisi ömrümüzün bedelini soruyoruz. Neyin ederi ne kadar kaldı bu dünyada Etiketler değiştikçe sadece paramız mı eriyor, yoksa bir toplumun direği olan o güven duygusu mu
Emek Terazisi Kırıldı mı Sokaktaki kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz ama kimse asıl yaraya parmak basmıyor. Emek ve karşılığı arasındaki o vicdan terazileri nerede Sabahın köründe yola düşen, akşamın karanlığında evine bir çift ayakkabı eskiterek dönen o emekçinin alın teri, hangi matematik formülüne sığar Eskiden bir "bereket" vardı; çünkü terazinin başında insan dururdu, insaf dururdu. Şimdilerde emek, sadece bir maliyet kalemi. Birinin ömründen verdiği parçalar, diğerinin kâr marjında küçük bir virgül haline gelmişse; orada terazi de kırılmış demektir, gönül de.
Heyhat! Vicdan Hırsızları İş Başında Peki, bizi bu çıkmaza kim soktu Heyhat! Ekonomiyi sadece döviz kurları, faiz lobileri mi bu hale getirdi sanıyorsunuz Hayır efendiler, hayır! Ekonomiyi, sokaktaki adamın çaresizliğini kendine basamak yapan o vicdan hırsızları bu hale soktu. Komşusu darda kaldığında "nasıl yardım ederim" demek yerine, "fiyatı nasıl ikiye katlarım" diyenlerin türediği bir iklimde, rakamlar elbet çıldırır. Bir malı bin paraya satıp, arkasına "piyasa böyle" yalanını siper edenler, aslında piyasayı değil kendi vicdanlarını yağmalıyorlar. Başkasının yokluğunu kendi varlığına sermaye yapan bu "görünmez eller", aslında toplumun adalet duygusuna kelepçe vuruyor.

26