Şule Demirtaş

Karar

Venedik, Cannes, Berlin: Festival ve iktidarın tarihi

Film festivallerinin siyasetten azade olduğu fikri, festival tarihini bilmeyenlerin ürettiği bir yanılsamadır. Büyük festivaller en başından itibaren estetik ölçütleri yanına alarak güç ilişkileri içinde şekillendi.1932'de Venedik Film Festivali kurulduğunda Avrupa'da faşizm yükseliyordu. Festival, Mussolini İtalya'sında bağımsız bir sanat girişimi

Aynı hilal, parçalı irade

Ramazan yine farklı günlerde başladı. Gökyüzü aynıydı, hilal aynıydı, astronomik veri aynıydı; fakat takvimler ayrıştı. Hesap esas alınmalı diyenler konuştu, rü'yeti önceleyenler karşı çıktı, hesabın yeterli olduğunu savunanlar metinler yayımladı. Her yaklaşım kendi ilmî dayanağını sundu. Tartışma yöntem farklılığı gibi göründü. Oysa asıl mesele yö

Othello'dan Kemal'e: Masumiyetin mülkiyet hikâyesi

Orhan Pamuk'un bir söyleşisinde kurduğu "Bütün Ortadoğulu erkeklerin kafalarındaki pisliklerden bende de var. Bu yüzden yönetmen olarak Zeynep Hanım'ı seçmemizden çok memnunum." cümlesi sosyal medyada yayıldığında sözün bağlamından çok yankısı konuşuldu.Dijital çağda bir yazarın ağzından çıkan ifade kurmaca dünyasının içindeki uzun yürüyüşten kopar

Sandalyenin boyu değil, rızanın daralması

Türkiye'de siyaset uzun süredir metinlerle değil sahnelerle ilerliyor. Hukuki düzenlemeler teknik bir dilde yapılır, ancak toplumsal belleğe yerleşen şey maddeler değil görüntüler olur. Bu nedenle Adalet Bakanlığı'ndaki devir teslim töreninde ortaya çıkan sandalye yerleşimi tartışması sıradan bir protokol ayrıntısı olarak kalmadı. Birkaç santimetre

Beyşehir, Walter Benjamin ve Moskova

İnsan özlediği yere aittir…İkinci Roma seyahatimden yeni döndüm. İhtişamın bakıldıkça insanın içine çöktüğü, taşların yalnızca tarih anlatmadığı, aynı zamanda insanın kendi yerini sorgulamasına yol açtığı bir yolculuktan… Avrupa, bütün ağırlığına rağmen, insanın yerleşebileceği bir zemine dönüşmüyor. Düzen kusursuzken insanın iç dünyası bu düzenin

İstisna üzerinden umut

Türkiye'de "çözüm süreci" başlığı yeniden gündeme geldiğinde, tartışmanın yalnızca bugüne ait bir siyasal manevra olarak ele alınmadığı, daha derin bir zihniyet sürekliliğini de harekete geçirdiği hepimizin malumuydu.Sürecin ilk işaretleri, ayrıntılı bir yol haritasından ziyade şaşırtıcı çıkışlar ve beklenmedik ton değişimleri üzerinden şekillendi.

Kralın iki farklı bedeni: Doğu ve Batı

Batı'nın ipliğinin pazara çıktığı, kendisiyle yüzleştiği iddiası, son yıllarda neredeyse tartışmasız bir kabule dönüştü. Jeffrey Epstein dosyasıyla birlikte devlet, finans, akademi ve kültür endüstrisi arasındaki karanlık ilişkiler görünür hâle geldi. Yıllarca bilinen ama korunmuş olan suç ağlarının bir anda ifşa edilmesi, açılan arşivler, sinema v

Başkanlık sistemini yeniden sorgulamak

Başkanlık sistemi Türkiye siyasetinin gündemine son yıllarda girmiş bir model sayılmaz. 1960'lardan itibaren, özellikle yürütmenin zayıfladığı iddiasının öne çıktığı her siyasal kriz döneminde bu sistem bir çözüm ihtimali olarak dolaşıma sokuldu. 27 Mayıs sonrasında kurulan anayasal düzen, yürütmeyi sınırlayan ve yasamayı güçlendiren bir denge aray

Sınırsız gücün patolojisi

Amerika, efsaneliğini yitirmekte olduğu bir dönemin tam ortasında duruyor. Bu yalnızca küresel güç dengelerinin değişmesiyle açıklanabilecek bir aşınma gibi durmuyor, daha derinde, zihinsel ve ahlaki bir çözülmeye işaret ediyor. Ülkenin başında, öngörülemezliği bir yönetim tarzına dönüştürmüş, sınır tanımayı zayıflık addeden ve kamusal dili bilinçl

Kötülüğün sürdürülemezliği üzerine

Tarihin her kırılma anında karakter krizi yaşanır. Devletler yerinden oynar, kurumlar çöker, her şey alt üst olur fakat insanın içindeki güç arayışı hep aynı kalır. Bugün yaşadığımız çağ da bir güç sınavından çok, bir karakter buhranıdır. Yeni dünya düzeni teknolojisiyle, hızıyla, iletişim ağlarıyla ışık hızında yenileniyor ancak bu yeni düzenin ru