Şule Demirtaş

Karar

Sessiz çığlıklar

Bir ülkede insanlar susmaya bir sabahla başlamaz. Kimse kendine "artık konuşmayacağım" diye bir not bırakmaz. Suskunluk idari bir karar gibi işlemez, daha çok uzun bir bekleme salonunda öğrenilir.İnsan önce çağrılacağını sanır, sonra sıranın ilerlemediğini fark eder, ardından oturduğu sandalyeyi tanır ve en sonunda beklemenin kendisini doğal bir hâ

Islah iddiası, müstemleke akıl

Venezuela üzerinden yürüyen tartışma, güncel bir dış politika başlığı gibi ele alınamaz. Ülkede yaşananlar, tek bir liderin hatalarıyla ya da bir yönetim krizinin teknik ayrıntılarıyla açıklanamayacak kadar uzun bir tarihsel zincirin bugüne düşen halkası. Donald Trump'ın Venezuela'ya dönük müdahalesi de bu zincirin dışına düşen istisnai bir hamle d

Seyirciye dönüşmüş cemaat

İfşa çağında adalet üzerine yapılan her tartışma, er ya da geç yargılananın ötesine taşmak zorunda kalır ve bu noktada asıl mesele, kimin suçlu olduğu kadar, bu suçla karşılaşan cemaatin neye dönüştüğü sorusu hâline gelir. Bir önceki yazıda mahremiyetin cezaya çevrildiği, hükmün delilden çok yarattığı etki üzerinden kurulduğu bir iklimi ele almıştı

İfşa çağında adalet

Zamanımızın belirgin adalet sorunu, yargılamanın yerini hızla tüketilen bir seyir pratiğine bırakmasıyla ortaya çıkıyor…Artık hukukun kanıta dayalı ilerleyişi ve muhakeme gerektiren yapısı geriye doğru çekilirken, mahremiyetin açılması üzerinden kurulan hızlı cezalandırma biçimleri toplum nezdinde karşılık buluyor. Kişinin özel alanına yönelen müda

Çocuğu gezdiriyorlar

Çocukluğum, 7-8 yaşlarım. Annem, babam ben Ege yollarındayız, biraz tatil, biraz dinlenme, sonrasında da Beyşehir'e varacağız; memlekete.Babam yoldaki tabelada Bayındır'ı görünce "bir uğrayayım" dedi. Dedem babamın çocukluğunda Konya'dan İzmir'e göç ettiği zamanlarda bir süre buradaki zeytinyağı fabrikasında çalışmış, takribi 2-3 sene kadar kalmış

Hangi iman

İman, inanmakla birlikte güvenmeyi de içerir. Bu, açıklamaya muhtaç bir iddia değil. İnanç ontolojik bir tavır alışken, güven doğrudan hayatla kurulan ilişkiye dairdir. İman neye inandığımızdan çok, neye dayanarak yaşadığımızla kendini ele verir. Bu yüzden iman, yalnızca zihinsel bir kabul değil, insanın hayat karşısında aldığı pozisyondur.İslami p

İhtiyarlara yer yok

Yaşlılık, insanlık tarihinde yalnızca biyolojik bir eşik olarak düşünülmedi, vakitle kurulan ilişkinin değiştiği bir evre olarak anlam kazandı. Gücün yerini tecrübenin, hızın yerini ağırlığın, üretimin yerini muhasebenin aldığı bir zaman dilimi olarak kavrandı.Antik metinlerde yaşlı, yolun sonuna yaklaşan kişi olarak görülmezdi. Yolun anlamını taşı

Fedakârlık diliyle kutsanan iktidar

Geçen gün bir bakana, ailesine vakit ayırıp ayıramadığı soruldu. Verilen cevap, kişisel bir tercihten çok yerleşik bir siyaset dilini ele veriyordu. Bazı insanların sahilde çocuklarıyla el ele yürüyebilmesi için bazılarının böyle bir yaşamı gözden çıkarması gerektiği söylendi. Ardından aileye ödenemeyecek bir haktan söz edildi. Bu cümle, ilk bakışt

Mülk, aile ve çöküş: Devlet bir haneye sığar mı

Bir ülkenin kaderini anlamak için çoğu zaman tarihin büyük kırılmalarına bakmak yetmez. Bazen daha sessiz şeyler daha derin izler bırakır. Devletin gözeneklerine sinen alışkanlıklar, toplumla iktidar arasındaki görünmez akıntılar… Baas'ın hikâyesi tam da böyle bir ara bölgeden yükseldi. Yüzyıl ortasının parçalanmış Arap coğrafyasında bir diriliş ar

Açık Deniz: Ruhumuzun kıyısına vurmuş bir kitap...

Edebiyatta en çok eksilen şey, görünür olanı anlatma kabiliyetinden çok, görünmeyeni işaret edebilen o ince sezgidir. Kelimelerin bittiği yerde nefes alabilen, gürültünün içinden sessizliği çekip çıkarabilen, insanın kendi içindeki kırık aynayı usulca eline tutuşturan bir sezgi… Tam da böyle bir dönemde Şeyma Samur'un Açık Deniz'i, edebiyatın unutt