Latif Bozdoğan

Milat

Zihin kabloları ile gaye peşinde kalmak

Kendimize söylediğimiz yalanların en konforlusu şudur: "Vaktim yok." Bu, aslında vaktin darlığı değil, dikkatin paramparça edilmesidir. Kadim medeniyetimizde "tecessüs", yani başkasının mahremini gözetlemek, ruhun bir hastalığı olarak görülürdü. Ancak bugün, bu manevi hastalık bize "gündem takibi" ambalajıyla sunuluyor. Biz, o kırmızı çizgiyi aştığ

Ateş su ve biz

Pazar sabahı... Haritalar masaların üzerinde, televizyonlarda uzmanlar "Sıradaki hedef kim" diye bağırıyor. Venezuela'daki duman henüz tüterken, gözler doğu sınırımıza, kadim komşumuz İran'a çevrilmiş durumda. Herkes dışarıdan gelecek füzeleri sayıyor. Oysa bir devletin asıl bağışıklık sistemi ordusu değil, halkıyla kurduğu barıştır. Tıpkı insan be

Gerçek yüzleşme

Hafta sonu rotam şimdiden belli. İstikamet Atatürk Kültür Merkezi. Şehrin gürültüsünden, siyasetin kısır döngüsünden kaçıp sığınacak bir liman arıyorum. Ama bu kez yalnız gitmek istemiyorum. Siz de yalnız gitmeyin. Yanınıza en kıymetlilerinizi, evlatlarınızı alın. Çünkü yarın (Pazar) kapılarını kapatacak olan "Aliya 100 Yaşında" sergisi, sadece bir

Reçetede yazmayan ilaç

İçinizden belki bana "Gündem Obezi" diyebilirsiniz. Hakkınızdır da. Dışarıdan bakınca, "Ne yaparsanız yapın umurumda değilmiş" gibi dururum. Hatta öyle bir rol keserim ki, sanki dünya yansa ben saçımı tararmışım gibi... Ama bir yolunu bulur, kendimi size "önemliymişim" gibi hissettiririm. Bakmayın, aldanmayın siz o hallerime. O "cool" duruşun arkas

Kökü olmayanın gökyüzü olmaz

Şehirlerin bir ruhu var mıdır Varsa eğer, o ruh nerede saklıdır Gökdelenlerin güneşi engelleyen camlarında mı, yoksa o binaların temelini atmak için yarılan toprağın derinliklerinde mi Richard Bach'ın o meşhur Martı Jonathan'ı, "En yükseğe uçan, en uzağı görür" der. Çoğumuz bunu sadece yukarı bakmak, yükselmek zannederiz. Ama bugün biz başımızı yuk

Ters kelepçe en çok size yakışır!

Akşamüstü zihnime Nasreddin Hoca'nın o meşhur kıssası düştü yine. Tecrübeli bir devlet adamının isabetle hatırlattığı üzere; Hoca, anahtarını karanlık bir ahırda düşürmüş ama dışarıda, sokak lambasının altında arıyormuş. Komşuları şaşkınlıkla, "Hocam, orada düşürmediysen burada niye arıyorsun" deyince; "Orası karanlık, burası daha aydınlık, işime g

Kimse mutlu herkes haklı

Dünya haritasını önünüze koyup baktığınızda, herkesin kendine göre haklı olduğu, ancak kimsenin günün sonunda mutlu uyanamadığı tuhaf, sisli bir zaman diliminden geçiyoruz. Bir yanda Donald Trump... Beyaz Saray'ın oval ofisinde, elinde kırmızı kalemiyle Amerikan çıkarlarını en tepeye yazıyor. Venezuela'dan Grönland'ın buzullarına kadar uzanan o gen

Stratejik körebe

Bu yazıdan kaçamazsınız. Çünkü kaçmak için ihtiyaç duyduğunuz o kapıyı, yani 'yön duygunuzu' çoktan o parlak ekranlara teslim ettiniz. Nereye gideceksiniz Usturlapınız yok. Haritanız silinmiş. Zihninizdeki yön tabelaları sökülmüş. Madem kaçış yok, o zaman yüzleşelim. Şans bu ya yine eski bir ahşap masada karşılıklı oturmuşuz, dışarıda Ocak ayının a

Lütfen ayarlarımla oynamayınız

Olay mahallimiz sıradan bir market kasası. Önümdeki beyefendi, elindeki kredi kartını POS cihazına tutuyor ama beklenen o kutsal "bip" sesi bir türlü gelmiyor. Kasiyer kızımız, cihazın tuşlarına sanki nükleer füze kodlarını giriyormuş gibi gergin bir dikkatle basıyor. Arkada bekleyen on kişiyiz. Ortamdaki sessizlik o kadar yoğun ki, en arkadaki tey

Kusurlu olma cesareti

Bir hard diskten veriyi sildiğinizde, hatta üzerine "Shift+Delete" yapsanız bile o veri aslında silinmez. İşletim sistemi sadece o alanın üzerine "yeni bir şey yazabilirsin" izni verir. Adli bilişimcilerin yıllar önceki dosyaları geri getirebilmesi bundandır. Çünkü fizikte ve dijitalde "yok oluş" yoktur, sadece dönüşüm vardır. Bizim "Ctrl+Z Nesli"