Şehirlerin bir ruhu var mıdır Varsa eğer, o ruh nerede saklıdır Gökdelenlerin güneşi engelleyen camlarında mı, yoksa o binaların temelini atmak için yarılan toprağın derinliklerinde mi
Richard Bach'ın o meşhur Martı Jonathan'ı, "En yükseğe uçan, en uzağı görür" der. Çoğumuz bunu sadece yukarı bakmak, yükselmek zannederiz. Ama bugün biz başımızı yukarı değil, aşağıya; toprağa çevireceğiz. Çünkü hakikat şudur ki; kökleri en derine inmeyen hiçbir gövde, gökyüzüne ulaşamaz.
Önümde Orman Genel Müdürlüğü'nün "Geleceğe Nefes" projesine ait son veriler duruyor. Rakamlara baktıkça yüzüme inen o görünmez tokadın sızısını hissediyorum. Bu tablo, bize sadece fidan sayılarını değil; betonlaşan kalplerimizle, yeşeren umutlarımız arasındaki uçurumu anlatıyor.
Türkiye'nin "vitrini" olan şehirleri düşünün. İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya... Ekonominin, turizmin, nüfusun ve debdebenin başkentleri. Her gün milyonlarca insanın "yaşamak" için koşturduğu, trafiğinde ömür tükettiği o devasa metropoller. İmkan deseniz onlarda, para deseniz onlarda, kalabalık deseniz onlarda.
Sıkı durun. Bu dört büyük şehrimizin (İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya) toplam fidan sahiplenme sayısı kaç biliyor musunuz Hepsinin toplamı yaklaşık 176 bin.
Şimdi gözünüzü haritanın biraz daha doğusuna çevirin. Sanayisiyle, kayısısıyla, üretimiyle bölgenin ağır abisi Malatya'nın yanı başına, bağrında büyük acılar taşıyan o kadim şehre: Elazığ'a.
Tek başına Elazığ'ın sahiplendiği fidan sayısı: 931 bin 301.
Yanlış okumadınız. Defalarca depremle sarsılan, binaları yıkılan, canları yanan, toprağın öfkesini en sert şekilde yaşayan Elazığ; Türkiye'nin en büyük, en zengin, imkanları en geniş 4 şehrinin toplamından tam 5 kat daha fazlafidan sahiplenmiş.
Utandınız mı Ben utandım.
İstanbul'da lüks bir kahveci sırasında beklerken harcadığı zamanı, ücretsiz bir fidanı sahiplenmek için harcamayanların; depremin tozunu yutmuş insanların gayreti karşısında söyleyecek sözü olmamalı. Demek ki mesele "imkan" değilmiş. Mesele "sanayi", "para" veya "nüfus" da değilmiş. Mesele, şuur meselesiymiş.
Neden Elazığ Neden Çanakkale (6.7 milyon) Neden Giresun (3.8 milyon) Cevabı basit: Toprağın kıymetini, en çok toprağı incinenler bilir.
Büyük şehirlerde yaşayan bizler, doğayı sadece hafta sonu gidilecek bir "mangal alanı" sanıyoruz. Toprakla ilişkimiz, balkondaki saksıdan ibaret. Oysa Anadolu, toprağı "sadık yari" olarak görüyor. Elazığlı kardeşim, depremde sarsılan, yarılan toprağına küsmüyor; aksine onu fidanla iyileştiriyor, kökleriyle yeniden mühürlüyor.

17