Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 426 yazı 1 takipçi

Binbir gecelik sabır

O sarayda şafak, bir umutla değil, kaçınılmaz bir sonun ağırlığıyla ağarırdı. Havada, geceden kalma ağır misk kokusuna karışmış, bayat bir korku kokusu asılı kalırdı. Kuşlar ötmezdi. Sadece o buz gibi sessizliği ve herkesin tuttuğu nefesi yırtan tek bir ses beklenirdi: Sarayda her şafak bir kılıcın soğuk keskinliği ile yırtılırdı. Sultan, ihanetin

Geleceği öngörebilme hakkı

Gözümüzü bir saniyeliğine ayırdığımızda, dünyanın ritmini kaçırdığımızı sandığımız bir çağdayız. O camgöbeği ekrandaki her 'son dakika' bildirimi, bir önceki felaketin enkazını siliyor. Ekonomi, siyaset, hukuk. Hepsi, kuralları maç sırasında değişen bir oyunun uğultusuna döndü. İnsanın en temel hakkı elinden alındı: Yarını öngörebilme. Peki ya biz,

Sınırlar ve sinirler

Eskiler, devlet idaresini tarif ederken o meşhur "ilm-i siyaset" tabirini kullanırlardı; yani sadece yönetmek değil; bir ilim, bir denge, bir hassas terazi işi... Bugün Türkiye'nin önündeki masa, tam da böyle bir terazinin kefelerini andırıyor. Bir kefede haritaların yeniden çizildiği, sınırların zorlandığı o tekinsiz dış dünya; diğer kefede ise to

Hafızanın iki mürekkebi

Hafıza, kendini iki mürekkep ile yazar. Biri duyulur, diğeri yalnızca hissedilir. İlki, Topkapı Sarayı'nda sessiz bir odada, pürüzsüz bir kâğıda dokunan fırçanın sesidir. "Muhibbi" mahlaslı bir Cihan Sultanı, kâinatın nizamını, estetiğin "kanun"unu ve idealize edilmiş bir aşkı "Divan"ına işler. Bu, gücün mürekkebidir. Kontrollü ve rafine, kendi hat

Sağır anlayış ve kör temas

Gözümün önüne eski bir meclis geliyor. Bir kış gecesi, bir bilgenin etrafı sarılmış. Yüzlerinde derin bir hürmet, ama daha çok bir mahcubiyet var. Dertleri, büyük bir üstadın kaleme aldığı, herkesin bildiği ama kimsenin tam anlayamadığı o meşhur eserdir. Olayın kutsiyeti ile metnin sanatsal ağırlığı arasında sıkışmışlardır. İtiraf ediyorlar: "Üstad

Pazar günü sizi yoran şey dinlenmek

Pazar akşamı en yorgun olanlar, en çok 'dinlenenler'dir. O fincanın dibinde, dilinize gelmeyen bir tortu birikir. Bu, yorgunluk değildir; altı günlük hızın, bitmeyen ekran akışının, zihne çarpan yüzlerce talebin bıraktığı bir kalıntıdır. Pazar bedeni dinlendirmek için değil, ruhu bu ağırlıktan arındırmak içindir. Haftanın bütün o hareketliliğine pa

Kent duvarında sessiz bir cümle

Kentin sesi gürültülü, kelimesi sessizdir. İstanbul'un bir sabahında, öğrenme yolunda ilerlerken yüzümü okşayan rüzgâr değil, sokağın duvarına yazılmış bir cümle oldu: "İnsana insan gerek." Uzun zamandır bu kadar yalın, bu kadar derin bir ifade duymamıştım. Kadim coğrafyamızın çağın hızına kapılmışken, insanın kendi hakikatine dönmesi için bir işar

Telefonda 6 dakikadan fazla konuşmayın!

Bir şehrin ruhunu anlamak için sokaklarını bir uçtan bir uca yürümek yetmez; o şehrin dijital karanlıklarını, internet kanalizasyonunu görmek lazımdır. Berlin'de geçen yıllarımda, bu şehrin sokak huzuru kadar, dijital istilasından da endişe duyduğunu fark ettim. Telegram kanalları, WhatsApp grupları, şifrelenmiş platformlar hepsi özgürlüğün adı alt

Tatlı dil forumu bu yıl daha güçlü

Diplomaside bazen bir kelime, onca protokolün önüne geçer; kimi zaman küçücük bir dokunuş, sert müzakerelerin gölgesinde yanan umudu diri tutar. Ankara'da uzun bir aradan sonra yeniden toplanan Tatlı Dil Forumu, tam da böyle bir zamanda, kamuoyuna yeni bir nefes, devlet aklının şekillendiği pencerede aktif oldu. Bir yanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip

Taze kahve çekirdeği

Masada iki fincan. Gece boyu uykusuz kalmış bir zihinle, sabaha karşı kalemi arayan bir elin birbiriyle buluştuğu an; dışarıda, camın arkasında bir keder sarkıyor göğsüne: Gazze'den yükselen dumanlar, yeni demlenen bir öfke gibi yayılıyor odanın duvarlarına. Kapıdan içeri sızan kahve kokusu gibi, haberlere sızan acı; ne kadar taze, ne kadar yakıcı.

Makam bilmeyen makine

Yapay zekâ devriminin ayılma çağında, kulağınıza gelen o rahatsız edici sesi düşünün: Tüm notalara kusursuz basan ama ritim duygusundan, makam bilgisinden ve en önemlisi ruhtan yoksun bir icracının sesi. Teknik olarak doğrudur belki, ancak sanat olarak yanlıştır; kulak tırmalar, çünkü bir ahenk barındırmaz. Son iki yıldır "yapay zekâ devrimi" diye

Zahmetten süzülen balın bereketi

O kamyonlar, aslında sevdikleri için hak ettiğinden eksik yaşamış bir ömrün yükünü taşıyordu... Babam vefat ettiğinde dolu dolu yaşadı rahmetli deniliyordu; rengârenk pasaportlarıyla neredeyse tüm dünyayı gezmişti. Sadece bir bavulla veya el çantasıyla seyahat ederdi; hassas bir kalbi vardı ama konu işyeri olunca bambaşka bir letafet gerekiyordu. B