Vitrindeki etiket heybedeki samimiyet

Saatler gece yarısını vurdu, takvimden bir yaprak daha düştü. Herkesin dilinde o klasik temenni: "Yeni yıl, yeni umutlar..."

Peki, gerçekten öyle mi

Takvimin değişmesiyle insanın mayası değişir mi İsimlerin, sıfatların, o kartvizitlerdeki kalabalık unvanların, insanın "özüne" bir katkısı var mıdır 2026'nın bu ilk sabahında, bu soruyu sormak zorundayız.

Şöyle düşünün;

Ben diyeyim semtimizin abisi, siz deyin Cumhurbaşkanının oğlu...

İfadeyi nasıl kurarsanız kurun, kelimeleri ne kadar parlatırsanız parlatın; gerçek değişmiyor. Vitrindeki o resmi, soğuk ve mesafeli tanımların arkasına sığınmak, işin kolayıdır. Asıl mesele; o ağır protokol perdeleri indiğinde, bir tabureye çöküp gençlerle diz dize oturabilmek, milletin derdiyle dertlenen o "insan" sıcaklığını koruyabilmektir.

Samimiyet, bağırmaz. Sadece yapar.

Bugün Türkiye'de sivil toplumun geldiği nokta, işte bu sessiz gayretin bir meyvesidir. Bir ağacın kalitesini, gövdesine asılan ışıltılı tabelalar değil, dallarındaki meyvenin tadı belirler. Biz yıllarca tabelaları tartıştık, etiketler üzerinden kavga ettik. Oysa toprağa tohum atanlar, sessizce orman büyüttüler.

Necmettin Bilal Erdoğan ismini zikrettiğimde aklınıza gelen ilk şey "siyasi bir figür" ise, belki de önyargı gözlüklerini silme vaktiniz gelmiştir.

Çünkü sahada; gençlerin eğitimine, kültürüne, sporuna adanmış, "ben" demeden "biz" diyebilen bir gayret var. Bu gayret, omuzlardaki "Cumhurbaşkanı oğlu" yüküne rağmen değil, bilakis o yükün getirdiği sorumluluk bilinciyle, tevazuyla yürütülen bir süreçtir.