Ünal Bolat

Türkiye

Hâkim Beyin hatırına

"Onlara göre koca bir hâkimin genç bir öğretmeni ayakta karşılaması olacak iş değildi..."İki yıllık ilkokul öğretmeniydim. 1973 yılıydı... Göreve başladığım köyü, ilçe hâkiminin öğretmen olan kız kardeşi ile karşılıklı değişmiştik.Bu köy, değiştiğim köyden daha gelişmiş ve iyi durumdaydı. Üstelik dokuz öğretmeniz. Değiştiğim köy ise küçük ve bakıms

O hepimizin rol modeliydi...

"Bir kış günü aracın ön camına naylon çekip Gökçedağ üzerinden Dursunbey'e vardık."Hatırama bugün de devam ediyorum... Seferberlik yılları böylesine zormuş. Koca Hasan dedemle, Hatice ninemin üç kızları ve bir de oğulları olmuş. Yani Hasan dayıma ya da Uzun Hasan'a rahmetli dedem kendi adını vermiş. Hasan dayım daha on yaşlarında iken babası vefat

Seferberlik çocuğu olmak...

"Köz külüne gömülüp pişen patatesi çocuklar, açlıktan kabuğunu soymadan yerlermiş."Büyükorhan'ı terk edip Balat'a (Dursunbey) göç etmişler.Koca Hasan dedem, annemin babaannesinin babası, babamın da annesinin babasıymış. Yani böylece ikisinin de dedesi. Eşi o yolculuktan önce vefat etmiş. Koca Hasan dedem orada bulunduğu sürede büyük bir çiftlikte k

Koca Hasan dedem...

"Koca Hasan dedem çok dirayetli bir adammış. Çocuklarını ve torunlarını bir gece toplamış ve..."Ülkemiz için 1999 yılı çok hüzünlü bir yıl olmuştu. İzmit ve Düzce depremlerinde birçok vatandaşımızı kaybetmiş, mal ve can kaybının en yükseğe eriştiği doğal bir afeti yaşamıştık.Bizler de bu depremin olduğu gece 17 Ağustos 1999'da Bursa'daki evimizde i

Vefat haberine bahşiş mi

"Teşekkür ederek ayrıldım müsait bir yerde baktım ki cebimde iki bin dolar para..."Yıllar önce, bir telgraf dağıtıcısı arkadaş anlatıyordu... Büyükşehirlerde görevli iken lüks oteldeki bir müşteriye telgraf gelmiş. Düzenleme sırasında telgraftaki metni de hâliyle okumuş. Metinde yazıyormuş ki:"Baban vefat etti, acele gel!"İyi haberler malum bizi de

Komşu komşunun külüne muhtaç

"İnsanlar elektrik yok iken çamaşırlara kalıp sabunu sürüp kil serper elleriyle çitilerdi..."Elektrik hayatımıza girmeden önce aileler çamaşırlarını yıkamak için sokakta at arabasıyla kül satan külcüden kül alıyorlardı ama o gün kül almayan, ertesi gün de kilere gittiğinde külün kalmadığını fark eden evin hanımı "eyvah" ederek pişmanlığına yanıp so

"Külcü geldi hanım"

"Dişlerini beyazlatmak isteyenleri mi ararsınız, saçındaki bitten kurtulmak isteyeni mi.."Geçtiğimiz günlerde elektriğin bulunuşu ile hayatımızdaki değişikliklere değinmiştik. Gerçekten neydi o günler1960'lı yıllarda radyolara bakan insanlar o kara kutunun içine o kadar insanın nasıl sığdığına akıl erdirmeye çalışıyordu... 70'li yıllarda bir de rad

Bir ömür böyle geçti...

"Çocukluğumda ilkokuldayken nice asker mektubu yazdığımı ve okuduğumu bilirim..."Eşim bir gün kitabımı okurken yüzüme anlamlı bakarak:"Benim binlerce yıl önce yaşamış ve ölmüş sonra da çağımızda tekrar dünyaya gelmiş birisi ile evlendiğini düşündüğünü, hayal dünyasına dalıp korkuya bile kapıldığını" söyledi.Gerçekten de bazen kendimin de uzun hayat

"Oğlum ben dua bilmem!"

"Evine kadar bıraktığım ihtiyar dikkatlice yüzüme baktı baktı ve şu cümleyi söyledi"Başkalarının hatırlamasına değer iyiliklerimiz olmalı. Elbette başkalarının aklından çıkmayacak kötülüklerimiz olmamalı. Bir din görevlisi arkadaşımdan dinlemiştim. Dedi ki:"Arabamla köyüme gidiyordum. Yolda akşamın karanlığında yol kenarında hem de ıslak bir zemind

Köfte kokusuna bir kamyon kereste!

"Bu sözler bazılarına masal gibi gelir ama o kokuya bir değil üç kamyon bile indirilirdi..."Köyümüzün iki emektarıydı onlar... Nasır bağlamış elleriyle hayatı çile yapıp örmüşler, yanık bağırlarını gerektiğinde alın teriyle söndürmüşlerdi...Şimdi hayatın zorluklarından söz edenler vardır elbet... Ama o zaman da kolay değildi kazanmak... Kolay değil