Talip Koktaş

Milat

Görünürlük çağında yaşamak

Her çağda olaylar ve olgular aynı ancak kişiler ve mekânlar değişiyor. Her çağ bir sonraki çağ için karbon kâğıdı vazifesi görüyor. Her şeyin değiştiğinden şikâyet etse de insan değişen hiçbir şey yok aslında. Dünün tekrarı bir bugün yaşarken bugünün tekrarı bir yarına uyanacağımızı bilmek gerekir. Tam olarak bu noktada "İki günü eşit olan zarardad

İyi iyidir

Doğu ile batı, kuzey ile güney, aşağı ile yukarı, sağ ile sol, ön ile arka... Bir kavramı açıklamak için bir başka kavramın anlamına sığınırız. Ondan medet umarcasına bir açıklama bekleriz. Bu yönlerde olduğu gibi sadece fiziki durumları izahla kalmaz, değer yargılarımızı kapsar. Doğru ile yanlış, güzel ile çirkin, iyi ile kötü, çalışkan ile tembel

Yanlış Pusula

Fetihler Sultanı Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul'u fethetmesiyle Orta çağ kapanarak Yeni Çağın kapıları aralandı. Batının temsili Bizans, tarihten silinerek Anadolu tam anlamıyla İslam Yurdu oldu. Savaş meydanında yenilen ve dünyanın merkezi Anadolu'dan çıkarılan Batı, yeni çözüm arayışlarına yöneldi. Başka yönlerde kendine çıkış yolları aradı.

HAKİKAT ÜZERE OLANLARA SELAM OLSUN

Zulüm bahanelerin arkasına gizlenirken direniş hakikate sırtını dayayarak ondan güç alır. Zalim, zulmüne kılıflar ararken direniş onurlu bir duruş sergiler. Onursuz galibiyetler, onurlu direnişlerin sırrına mazhar olamaz. Hep bir bahanenin arkasında bir siper arar durur zulüm. Gün akşama dönünce kazançlı çıkanın kendisi olduğunu zannetse de hayatın

Yalnızların kalabalığı

Şehir… Işıkları var ama sıcaklığı yok. Kalabalığı var ama insanı yok. Hayat hızlı adımlarla geçip gidiyor yanımızdan, biz ise dokunamıyoruz bile ona. Var olduğunu biliyoruz ancak varlığından habersizmişiz gibi davranıyoruz. Nefes alıp vermekten başka bir emaresi yok yaşadığımızın. Adeta bir robot gibi yaşıyoruz. Teknoloji çağının bir objesi gibiyiz

Bir çağın suskunluğu: Gazze!

Yıllar sonra bana (ki yıllar sonraya yaşanılabilir bir dünya bırakabildiysek!) Gazze'yi soracak çocuklarıma cevap niteliğindedir bu yazdıklarım. Ah çocuğum, ne desem kifayetsiz kalır kelimeler. Sadece edebiyatını yapmak düştü o günlerin bana. Konuşmak ağır gelir mi bir insana Bırak konuşmayı düşünmenin altında eziliyorum ben. O günleri anlatmak zor

Biraz geç kaldık

Hayata yetişmeye çalıştıkça uzaklaşıyor bizden, arkasından yetişmeye çalıştığımız bir otobüs misali. İlkin yavaş adımlarla başlıyoruz; sonra otobüs hızlandıkça biz de ritim tutuyoruz onun hızına. Bir umutla şoförün yan aynaya bakıp bizi görmesini beklerken durması için el kol sallamayı da ihmal etmiyoruz. Ama nafile… Hayat dönüp bakmıyor arkasına.

Söz odur ki...

Olayın hedefini ıskalarsanız, söylediğiniz her söz karavana gider. Bu, yalnızca bir okçunun tahtayı ıskalaması değildir; ruhun nişan alıp da gönle varamamasıdır. Dil hangi istikamette ise söz de o yana gider. Çünkü söz, insanın ruhunun yayından fırlatılmış bir oktur. Kalpten doğar, akla uğrar, dilden çıkar, muhatabın yüreğine doğru gider. Ama eğer

Yazmak

Yazmak, omzumdaki yükü hafifletse de yüreğimdeki yükü arttırıyor. Yine de yazmak külfet gibi görünse de bir ülfettir, bir anlam arayışıdır ve en soylu eylemlerdendir yazmak. Yazmak, ölüme meydan okumaktır der Hikmet Kızıl. Yazar da yazdığıyla ölümden sonra yaşamaya aday kılar fikirlerini. Ben de herkesin sustuğu yerde sarıldım kaleme. Ki tarihe no

Kapının ardındaki hakikat

Her şeyi ölçebilen, ölçemediği şeyi yok sayar. Aynı kapıyı defalarca zorlamak, ya kapının kırılmasına ya da umudun kırılmasına neden olur. İnsan bazen bir çıkış yolu ararken, kapının ardındaki manzarayı merak etmekten çok, kapıyı açma çabasına takılır. O kapı artık sıradan bir kapı değil, insanın kendi iradesiyle girdiği bir sınav haline gelmiştir.