Ömer Erdem

Karar

Hüseyin Atlansoy'un Son Büyük Hamlesi.*

Başından beri ironik bir kader şiiri yazmış gibidir Hüseyin Atlansoy. Fakat çoklukla önümüze kabız bir razılık bir olup bitene teslimiyet kalıbıyla konulan kadere tam da buradan çelme atar o. Dur, demektir kader onda. Bir dakika dur, bakalım. Yaşamayı, hayatı, insanı, ülkeyi, aşkı, şehri bir de benim yazdığım kader/ şiir diliyle okuyun. Kederle kaf

Kültür hakkında bazı düşünceler…

Kültürü tartışmaktan geri durmak onu ne olgusal ne de hayat pratiği bağlamında ortadan kaldırmaz. Kavramsal değil kelimenin tam anlamıyla canlı bir varlıktır kültür. Kimi görüş ve yorumlar tarafından olumsuzlanması bir yana sosyolojinin hatta politikanın kucağına çekilmesi sebebiyle çizgileri keskinleştirilebilir bir süre. Kültür bu sebepten politi

Kültür kimin işidir

Çağımızda pek çok kavram gibi kültür de yerinden edildi. Kriz dönemlerinde en çok tartışılan konu olduğu halde artık tartışılmıyor bile çünkü kültürü incelemek onu yaratmanın yerine geçti. Arkeolojik ruhunun kabarması diyebiliriz buna. Bir kere bir alan yaşamdan kopup arkeolojinin alanına dahil edildiğinde hemen her şeyin değeri değişir. Her bir pa

Etrafını dolanmak ya da etrafında dolanmak…

Serçe gözüne kestirdiği yemin etrafında ürkekçe dolanır ilkin. Ne kadar güvendedir onu kestirmek ister. Ara sıra deneme hamleleri yapar. Eğer tuzak olduğunu sezerse yükselip ilk dala konuverir. Tilki de öyle, birden dalmaz kümese. Etrafı koklaya kollaya yaklaşır. Siner, dinler. Pusar. Güçlü hayvanların çoğu avlarının etrafında dolanır. İçgüdüsel bi

El'in yazısı kimin yazısı

Bayılıyorum şu dilimize. Şu başlıkta hem el, hem yazı hem de kim aynı anda kaç anlama birden bürünüyor. Vurguya, imlaya hatta niyete göre öbeklenip çözülüyor ifade. O sebepten her dil onu konuşup yazanın açık 'yazısıdır'. O yazı ki 'yazı' oluncaya dek nice tecrübe nice elekten geçmiştir. Şimdilerde el de yazı da öylesine kimsenin umurunda sayılmaz.

Tanpınar'ın gördüğü Yahya Kemal'de görünen...

Zamanda mesafe almak diye bir olgu gerçekten var mıdır bilmiyorum ama çokça yeniliğin hızı geçmişi tazelemek ve onu anlamaktan geçer. Geçmiş denilen bir yığın yumaklanmış şey yaşamanın küçük kıvılcımları sayesinde parlayıverir. Vaktiyle bir kenara itip uyumasını istediğimiz şeyler gözlerini ovuşturarak yanımıza gelir. O an elimizi onun omzuna koyup

Kim gider kim kalır…

Lodos denizin aklını başından yine almıştı. Günlerce aşkla vurdu dalgalar kıyıya. Normal zamanlarda dalga olup olmadığı bile hissedilmeyen sahil tülden upuzun bir köpüğe büründü. Oyunbaz bir güç geriden suyu alabildiğine geriyor, zembereğini burkuyor sonra da o bildik gümbürtüyü çıkarıyordu. En önde daha cılız bir yay oluşuyor adeta kıyıya şaka yap

Şurası senin burası benim…

Bütün hikaye böyle başlıyor ve her seferinde başa sarıyor. Bütün dillerdeki işaret zamirleri meselenin özünü de ele veriyor aslında. İnsan dili yaratırken tabiatı ve onun içindekileri kendi düzenine sokuyor, öne geçip nesne, mekan ve canlılar üzerinde iktidar kuruyor. O, bu, şu, orası, burası, şurası, şahıstan bitkiye, hayvandan eşyaya, mekandan çe

Dişi kulak erkek koku mu

Kulağı tetiktedir kadının. Dünyanın bütün duyargaları daima açık, olacaklara ayarlanmıştır sanki. Hangi kadının diye sorulursa anneden aşık kadına, genç kızdan çocuğa kadar tüm dişilere gidebilirsiniz. Antropoloji çokça işe yarar kadını düşünürken. İnsanın geçmişine dair söylenenler hayal ile gerçek arasında gidip gelirler. En eskiçağlarda av için

Tekdüze düşünmek ya da…

Ayakkabılara alışırız. Pantolonlara, ceketlere, kravat ve eldivenlere alışırız. Aynı yoldan yürümeye alışırız. Aynı duraktan otobüse binmeye alıştığımız gibi saçımızı hep aynı yöne taramaktan vazgeçmeyiz. Kuaförümüz hiç değişmesin isteriz. Bir kere sevdik mi yatağımızı ne yana dönüp uyuyorsak hep o tarafı tercih ederiz. Kalıp cümlelerimiz olduğu ka