Latif Bozdoğan

Milat

Tatlı dil forumu bu yıl daha güçlü

Diplomaside bazen bir kelime, onca protokolün önüne geçer; kimi zaman küçücük bir dokunuş, sert müzakerelerin gölgesinde yanan umudu diri tutar. Ankara'da uzun bir aradan sonra yeniden toplanan Tatlı Dil Forumu, tam da böyle bir zamanda, kamuoyuna yeni bir nefes, devlet aklının şekillendiği pencerede aktif oldu. Bir yanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip

Taze kahve çekirdeği

Masada iki fincan. Gece boyu uykusuz kalmış bir zihinle, sabaha karşı kalemi arayan bir elin birbiriyle buluştuğu an; dışarıda, camın arkasında bir keder sarkıyor göğsüne: Gazze'den yükselen dumanlar, yeni demlenen bir öfke gibi yayılıyor odanın duvarlarına. Kapıdan içeri sızan kahve kokusu gibi, haberlere sızan acı; ne kadar taze, ne kadar yakıcı.

Makam bilmeyen makine

Yapay zekâ devriminin ayılma çağında, kulağınıza gelen o rahatsız edici sesi düşünün: Tüm notalara kusursuz basan ama ritim duygusundan, makam bilgisinden ve en önemlisi ruhtan yoksun bir icracının sesi. Teknik olarak doğrudur belki, ancak sanat olarak yanlıştır; kulak tırmalar, çünkü bir ahenk barındırmaz. Son iki yıldır "yapay zekâ devrimi" diye

Zahmetten süzülen balın bereketi

O kamyonlar, aslında sevdikleri için hak ettiğinden eksik yaşamış bir ömrün yükünü taşıyordu... Babam vefat ettiğinde dolu dolu yaşadı rahmetli deniliyordu; rengârenk pasaportlarıyla neredeyse tüm dünyayı gezmişti. Sadece bir bavulla veya el çantasıyla seyahat ederdi; hassas bir kalbi vardı ama konu işyeri olunca bambaşka bir letafet gerekiyordu. B

Simyacının sessiz formülü

Buz gibi bir toplantı odası ve ketum bir sessizlik. Ekranda, kimsenin ruhuna dokunmayan o malum grafik, acımasız bir veri olarak yükseliyor. Herkes bakıyor ama kimse hissetmiyor. Rakamlar var, analiz var, ama his yok. Sonra biri, sadece bir tuşa basıyor. O an, o donuk çizgi acı çeken bir gitar solosuna dönüşüyor. Grafikteki ani düşüş, bir çellonun

Ezberlenen yolların sonundaki rahle

Usta bir sedefkâr olduğunuzu hayal edin. Her sabah, o milimetrik hassasiyetle, aynı kusursuz deseni işliyorsunuz. Eliniz o kadar alışmış ki, her bir sedef parçası, ahşabın üzerindeki ezberlenmiş o yuvaya kusursuzca oturuyor. Bu, ustalığın zirvesi midir, yoksa bir sonraki aşamanın sessiz bir habercisi mi Şimdi o atölyeden çıkıp hayata bakın. Hepimiz

Muhtemelen milyarder olmayacağız

Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz Ben bazen şunu görüyorum: kırklı yaşlarda, orta sıralarda bir adam. Ne çok başarılı, ne çok başarısız. Ne çok özel, ne de tamamen sıradan. Tam ortada bir yerde, askıda kalmış gibi. Ve işte o an geliyor: "Bu mu yani" Ekrana bakıyorsunuz. Sizinle aynı yaşta biri, kurduğu şirketin değerlemesini, yazdığı kitabın bask

Detaylandırmak yok etmektir

"Ben kimim" sorusu, insanlık tarihinin en kadim, belki de en yorucu sorusudur. Ancak günümüzde bu soruya verilen cevaplar, genellikle öznenin kendisinden değil, çevresindeki yankılardan oluşuyor. Kendi benliğinin sınırlarını çizmekte zorlanan insan, bu boşluğu doldurmak için bir savunma mekanizmasına sarılır: Ötekinin örneklerini tekrar etmek. İfad

Aliya İzzetbegoviç'in aynasından

1995 sonbaharı, İsveç. Sosyal Demokrat Parti lideri Mona Sahlin, devletin kendisine tahsis ettiği kredi kartıyla bir Toblerone çikolata satın alır. Bu küçük, neredeyse ehemmiyetsiz harcama, bir gazetecinin dikkatiyle birleştiğinde, İsveç siyasi tarihine "Toblerone Davası" olarak geçecek bir skandalın fitilini ateşler. Başlatılan soruşturma, aylar s

Beton yetmez

Usta bir mimarın gözüyle bakın bir şehre. O, çeliğin göğe uzanan kibrini görmez; temelin toprağın kalbine ne kadar sadakatle tutunduğunu görür. Bilir ki en görkemli yapıları bile ayakta tutan şey, harcın içindeki kum tanelerinin birbirine olan bağı ve o yapının yaslandığı zeminin sarsılmaz karakteridir. Bizler de zamanın ruhunu inşa ederken, sadece