Latif Bozdoğan

Milat

Vergisi ödenmemiş günahlar

Berlin sokaklarında yürürken başınızı öne eğerseniz, kaldırımlarda parlayan pirinçten küçük küp taşlar görürsünüz. Adına "Stolpersteine" (Tökezleme Taşları) derler. Almanlar, Nazi döneminde o evlerden koparılıp götürülen insanların isimlerini yazar o taşlara. Turistlerin, yayaların ayağı "takılsın", o utançla yüzleşilsin diye... "Geçmişte bir hata

Görünen köy

Gecenin sessizliği çökmüş, evin ışıkları sönmüş. Odanın köşesinde sadece kitap okuma ışığının o sıcak, sarı haresi... Parmaklarımız kâğıdın dokusunda gezinirken, satırların arasında bambaşka bir hayal dünyasına dalıyoruz. Her şey ne kadar berrak sayfalarda, değil mi Ama kitabı kapatıp başımızı kaldırdığımızda, aynı berraklığı gerçek hayatta da arıy

Zihnin çıkmaz sokakları

Gece yarısı... İstanbul'un o meşhur, kemik sızlatan nemli ayazı hüküm sürüyor sokaklarda. Termometreler eksi 3dereceyi gösterse de hissedilen soğuk, insanın ciğerine işliyor. Bir adam, otoyolun tenha bir köşesinde, arabasının direksiyonuna çaresizce vuruyor. Kontak anahtarını çeviriyor; tık yok. Motor susmuş, metal yığınına dönmüş araç, gecenin kar

Arınamayanlar

Bir toplumun ruh sağlığı, sadece hastanelerde değil, maruz kaldığı kelimelerin ağırlığında da ölçülür. Bugünlerde milletin kahve sohbetlerine sinen o gergin sessizlik, damarlarda dolaşan, sokaklarda elde mikrofon gezen o huzursuzluk; aslında sahadaki gerçeklikten değil, zihinlere ilmek ilmek işlenen, planlı bir "karamsarlık mühendisliğinden" kaynak

İlk yarım saniyenin sırrı

Gaziantep'ten tepsisiyle yeni gelmiş, sade yağı üzerinde pırıl pırıl parlayan, şerbeti boğazı yakmayan o kararında ve az şerbetli boz fıstıklı baklavanın karşısındasınız. Yanında ise damağınızı temizleyecek ince belli bir bardak su duruyor. Çatalı bir kenara itiyorsunuz; çünkü bilirsiniz ki baklava çatalın soğukluğuyla değil, parmak uçlarının sıcak

Bülent Ersoy haklıydı!

Günün o en tekinsiz saati... Akşam inmiş, mesai bitmiş, şehrin o bitmek bilmeyen uğultusu yerini yavaş yavaş zihnin gürültüsüne bırakmaya başlamış. Belki sıkışık bir trafikte kırmızı ışığa bakıyorsunuz, belki de evde günün yorgunluğunu atmaya çalışırken, avucunuzdaki piksel illüzyonlarından yüzünüze o nursuz parıltı vuruyor. Ekrana bir haber düşüyo

Kozmik rezonans frekansı

Soğuk bir laboratuvarda duran o iki demir çatalı (diyapazon) unutun. Size rezonansı, steril bir deney tüpünde değil, her sabah pencerenizin önünde yaşanan o sessiz mucizede, hayatın tam kalbinde göstereceğim. Sabahın o en gri, uykunun en tatlı olduğu saatinde, betonarme şehrin gürültüsü henüz başlamamışken duyduğunuz o sesi hatırlayın: "Gu-guuk-gu.

Dünyanın ilk infografik fermanı

Tarih, ekseriyetle kılıcın çeliği ve topun gürültüsüyle yazılmış bir destan sanılır. Oysa medeniyetlerin kaderi, bazen bir fırçanın ucuna, bazen bir pergelin açısına, bazen de bir nakşın sessiz kıvrımına gizlenen o "bakış açısıyla" tayin edilir. 1480 yılının Kasım ayında, Venedikli ressam Gentile Bellini, Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed'in karş

Selametle Papa XIV. Leo

Bir yanda, kâinatın en basit "varsayımı" sanılan, oysa felsefenin dehlizlerinde o meşhur 'bir artı birin iki ettiği' muammasını ispatlayabilmek için tam üç yüz altmış iki sayfa akıl teri döken Bertrand Russell'ın o muazzam inadı... Diğer yanda, Bağdat çöllerinde "Sadık aşık benim, Mecnun'un ancak adı var" diye haykıran Fuzuli'nin irfanı. Biri Batı'

Küresel uyanış için şükran duyabilmek

Ankara'nın o keskin ayazı tenimize değil, doğrudan şuurumuza işledi; bu yüzden bugünlerde sadece bir soğuk algınlığı değil, ruhumuzda derin bir humma nöbeti yaşıyoruz... Huzurunuzdaki bu fani; kendi şahsi kederinin değil, memleketin o ağır yükünün hamalıdır ve bugün hakikati süslü laflarda değil, verilerin o acımasız ama dürüst aynasında aramaktadı