Gökhan Özcan

Yeni Şafak

Kovaladıkça kaçan

Öyle inandırdılar ki bizi mutlu olmanın hayatımızın yegane amacı olduğuna, günlerimize derinlik katacak herşeyi mutluluğumuzun önündeki bir engel gibi görmeye başladık ve uzaklaştırdık hayatımızdan.Mutlu olabildik mi bariNe gezer!Aslına bakarsanız olmamız da beklenemezdi. Çünkü mutluluk dediğimiz şey, sırf biz peşinde koşuyoruz diye bize kollarını

Yabancıyım, yabancısın, yabancı!

Bir şeyleri aynı anlam kümesinin içinde, birbiriyle irtibatlı, birbiriyle aynı şeyi söyleyen kelimelerin rehberliğiyle anlama imkânımız var mı hâlâ Yoksa aynı şeyler hakkında herkesin dili kendi bildiğini okuyor; konuşulandan herkesin zihni başka bir şeyi anlıyor, havsalası başka bir şey alıyor, idraki başka bir yere çekiyor da biz bundan habersiz,

Ya bir köşede unuttuklarımız daha önemliyse!

Sanki her günü sürekli bir şeyleri ıskalıyoruz hissiyle yaşıyoruz. Belli ki o şeyler, yetişmek ve yetiştirmek için sürekli koşuşturma içinde olduğumuz şeyler arasında değil! Nedense hiçbirimiz kendimize bu hissin arkasında ne olduğunu, neden içimize peydahlandığı yerden hiçbir yere gitmediğini, neden sızlanmayı kesmediğini, neden yakamızı bırakmadı

Düşen bir yaprak görürsen, seni hatırla!

Mevsimlerini biriktiren insanlar var mı hâlâ hafızasında Mesela güzleri Hani kır çiçeklerini kitapların arasında kurutan insanlar vardı ya eskiden, onlar gibi… Hep aynı şey sanıyoruz sanki biz artık bütün mevsimleri; yazlar birbirinin aynı, kışlar birbirinin aynı! Olur mu hiç! Her günün, her ânın kendi hikayesi varken, nasıl bütün baharlar birbirin

Konfor almak için ne veriyoruz

Yeni zamanların getirdiği yeni (hemen hemen yerleşik) hayat düzeni içinde, yüksek insanlık ideallerinin yerini küçük ihtiraslar aldı. Artık neredeyse hiç kimse, hangi yaşta olursa olsun, bizim gençliğimizdeki gibi -safça bile olsa- dünyayı kurtarmak, her bozulanı düzgünüyle değiştirecek bir devrim yapmak ya da yıllar boyunca insanlığın yolunu aydın

Döngüyü kuran algı

Her günü bir önceki günün tekrarıymış gibi yaşıyoruz sanki. Var gerçekten böyle bir şey; hemen hemen aynı şeyleri aynı vakitlerde tekrar tekrar yapıyoruz. Modern hayatın karakteri bu, bu hissi fazlasıyla veriyor insana. Hayatın tabiatı da böyle mi peki Gerçekten sürekli kendini tekrarlayan bir kısır döngüsü mü var alemin Yoksa biz mi sürekli kendin

Başımız neden ağrıyor

Bu devirde kendimizi eğlendirmek ya da bir nebze rahatlatmak için yaptığımız hemen her şey, o 'şey'i yapıp bitirdiğimizde bize çoğu zaman tek bir şey bırakıyor: Baş ağrısı!Baş ağrısının tıbbi veçhesine dair tıp dünyası birçok şey söylüyor, bu onların işi, söylesinler elbet. Ve fakat modern baş ağrılarının teşhisini bir de başka yerden de koymak ger

Çözülmeden kalan…

Ne kadar bilirsek, bilemediklerimiz daha da çoğalıyor. Ne kadar işitirsek, işitemediklerimiz daha fazla artıyor. Ne kadar görürsek, göremediklerimiz fazlalaşıyor. Nereden yol açsak kendimize, sanki hayatımız oradan düğümleniyor. Bilmeceler bulmacaları karmaşıklaştırıyor. Çünkü biz aramak denen şeyi çok yanlış biliyoruz. Neyi istersek bizim olacağın

Elimizdeki kitap okunmayı hak ediyor mu

Çok kitap var, gerçekten çok kitap var, çok fazla kitap yazılıyor. Bir kalem erbabının bundan şikâyet etmesi garip gelebilir; ama sanki durum pek öyle değil! Kitapların bir zihinsel ve kalbî yoğunlaşmanın eseri olarak ortaya çıktığı göz önüne alınırsa; bu söylediğim kafamızda bir yere oturacaktır. Bu devirde bu kadar çok insanın, bu kadar birbirini

Bırakalım hayallerimiz bizi kursun!

Hayal kurmak, insanın bugün kendini akıntının dışında tutmasının neredeyse tek yolu... Yani yakın zamanlara kadar öyleydi. Bugünün insanını, hayallerin de hep somut bir faydaya yönelik olması gerektiğine inandırdılar. Başarılı bir kariyer, konforlu bir ev, lüks bir araba, mantıklı bir beraberlik, çok fonksiyonlu dijital oyuncaklar… İmkânına göre bü