Bereketi olmayan hareket

Hareket bugünün dünyasında neredeyse her şey demek… Hiç yerimizde duramıyoruz, sürekli bizi harekete, hıza, koşturmacaya teşvik eden, hatta zorlayan bir şeyler var. Bir şeyi bitiremeden bir diğer şeye yetişmeye çalışıyoruz. Bunu ne için yapıyoruz, bu kadar telaş ne için, o da tam belli değil! Gündelik işleri bizim yerimize yapan bir sürü şey icat ettik; bunun doğal sonucu olarak bizim aktivitelerimizde azalma olması gerekmez miydi Neden hayatı kolaylaştıran bu aletlerin, uygulamaların, tertibatların hiçbirine sahip olmayan insanların sahip oldukları geniş zamanlara, dinginliğe, sükunete biz sahip değiliz Cihazlarımızın, yazılımlarımızın, icatlarımızın bize kazandırdığı vakitler nerede, nereye gidiyor, nasıl buharlaşıp yok oluyor onlar Güya kendimize kazandırdığımız o vakitleri kim, nasıl alıyor elimizden

Belli ki kazandığımız o vakitleri birer nakit sayıyor ve başka şeylere yatırıyoruz. Azalttığımız meşguliyetlerin yerini yeni ve türedi başka meşguliyetler dolduruyor. Günde bilmem kaç saat elimizdeki dijital oyuncakları kurcalıyoruz, bilmem kaç saat kaydırıyoruz, bilmem kaç saati televizyon ekranlarına gömüyoruz ve bilmem kaç saati de bunlar hakkında boş boş laflayarak tüketiyoruz Bütün bu teknoloji, bütün bu cihazlar, bütün bu konfor; hayatta gerçekten bir karşılığı, değeri ve lüzumu olan eski meşguliyetlerimizi azaltarak, yarına kalmayan, pek bir işe de yaramayan, aslında hiç ihtiyacımız da olmayan yeni meşguliyetlerle dolduruyor boşa çıkardığımız bütün vakitlerimizi. Üstelik çok daha yoğun ve çok daha yorucu bir tempoya sokarak bizi.

Kaybettiğimiz sadece kazandığımızı sandığımız vakitler değil; bize, insanlığımıza, zihnimize ve kalbimize çok gerekli olan sükûnet aynı zamanda. Kendi başımıza kalmaya, duygularımızla ve düşüncelerimizle iç mesafeler almaya, kendimizle yüzleşmeye, hayatı çok daha derinliğine düşünmeye, ayrıntılardaki zenginliklerin farkında olmaya hiç vaktimiz yok artık! Çünkü bir an boş kalsak, vakit öğütücü bu boş meşguliyetler sarıveriyor çevremizi, tutuveriyor yakamızı, alıveriyor, çalıveriyor dikkatimizi!

Vietnamlı yazar Thich Nhât Hanh, 'İyileştiren Sükûnet' isimli kitabında suya adeta yazı yazıyor: "Her birimiz, hem dalgalar gibi hem de durgun sular gibiyiz. Bazen dalgalar gibi, yerimizde duramayıp coşarız. Bazen de durgun sular gibi sakin oluruz. Su durgunken masmavi gökyüzünü, bembeyaz bulutları, ışıl ışıl ağaçları olduğu gibi yansıtır."