Karla şiirsel bir ilişkimiz vardı eskiden. Şimdi öyle incelikli ve derin bir bağlantı kuramıyoruz karla, kar taneleriyle. Çocuklar kar yağınca okullar tatil olur mu acaba diye düşünüyor; kardan adam yapabilecekleri, kızak kayabilecekleri ya da kartopu oynayabilecekleri kadar da kar yağmıyor pek zaten. Büyükler içinse daha çok yollar kapanır mı, trafik kilitlenir mi, işler aksar mı, borular patlar mı, doğalgaz faturası şişer mi meselesi oluyor kar yağışı! Geçmişte de zordu hayat, kışlar çok daha ağır şartlarda yaşanırdı ama bu kar 'romantizm'ini yaşamanın önüne geçemezdi bütün bunlar. Şimdi içine düştüğümüz meşguliyetler döngüsü hayatla duygusal ilişkiler kurmamıza imkan vermiyor. Özellikle biz yetişkinler için böyle bu!
Vigdis Hjorth Norveçli bir romancı… 'Annem Öldü Mü' isimli kitabında muhtemel ki ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği kış mevsimlerinin hayata (ama gerçek hayata) neler getirdiğini, bizim hiç farkında olmadığımız ayrıntılar üzerinden şu satırlarla anlatıyor: "Geceler kısalıyor. Saklandığım inden son yaprakların dökülüşünü seyrediyorum, cüce huş ağaçları kızarmış, kara yosunu grileşmiş, karanlık çöktüğünde çimenler uykuya dalıyor, böcekler ölüyor ya da kış uykusuna yatıyor, her şey kışı, çelik gibi soğuk geceleri bekliyor. Hatıraların beklediği kocaman çam ağaçlarının gölgesinde tek başına bir turuncu böğürtlen titreşiyor, kasım ayında eller titriyor. Dallar karanlığı soluyor, bataklıklar koca geceyi içiyor, ortalık uğulduyor, çıtırdıyor ve ben bu bitap düşmüş yaşama sanki bir hazineymişçesine tutunuyorum."
Her yeri beyaza boyayan güzelim mevsime 'kara kış' demişiz. Evet, yoksulların ve yoksunların hayatını zorlaştırıyor ama yine de yanına 'kara' kelimesini koymaya kıyamıyor insan! Sanki o 'a' harfi orada fazla, 'kar kış' çok daha iyi!
"Akşama doğru kar yağışı bekleniyormuş, keşke yağsa şöyle lapa lapa!" dedi heyecanla romantik. "Eyvah, kar lastiklerimi taktırmadım!" diye telaşlandı müzmin gerçekçi!
Başımıza bir şapka kondurmamızı gerektirecek kadar çok 'kar' yağdığında, otomatikman 'kâr'a geçiyoruz.
İçinde 'kâr' kelimesi geçen bir cümle, hiç şüphe yok ki, malûm mecralarda içinde 'kar' kelimesi geçen bir cümleden daha çok dikkat çekecektir! Belki buna ikinci şapka devrimi diyebiliriz!
Kar edebî dile pek çok güzellik bırakmış, her yerin üstünü örten beyaz örtüsüyle pek çok hali sembolize etmiştir. Mesela Kimberley Freeman, 'Issız Kar Taneleri' kitabında hayatın dramatik bir tarafını karla karışık ifadelerle şöyle anlatıyor: "İnsan bazen en çok sevdiklerini sessizce kaybeder; ne bir veda olur ne de bir açıklama. Hayat devam ediyormuş gibi yaparsın ama içindeki eksiklik her adımda kendini hatırlatır. Kar yağarken her şey örtülür sanırsın, oysa bazı izler ne kadar bastırılsa da silinmez. Çünkü kalp, unutmak için değil; hatırlayıp dayanmak için vardır."

15