Ali Hakkoymaz

Yeni Asya

Çılgınların altın zinciri

Âkif'i seviyorsak; hürriyeti de seveceğiz.Bu işin aması, fakatı olmaz. Bizde hamaset; Âkif'te hakikat çığlıkları... Şairin mısralarını konuşmalarımızın süsü niyetine alırsak garbın medeniyeti garpta kalır. Kaldı mı; kaldı. Hakikat peşinde olsaydık şimdiki bu hayalî gündemlerle oyalanmazdık. Hamaset bir müddet sonra yorar ve menzilin kokusunu bi

İçtimaî ve Siyasî Sözlük (7) - Dünya fânî mi bâkî mi

Hürriyet bu öyle kolay kolay gelmez! Hürriyetsiz ölür insan da... ekmeksiz öyle kolay kolay ölmez!Evler, okullar, yollar hürriyete kavuşmadan; güleceği yok dünyanın. Dünya geliri üç beş kişi arasında dolaşıyor; geri kalanın eli ayağına... Allah'ın kulundan esirgemediği hürriyeti ve malı; kul, kuldan esirgiyor, alıyor, kaçırıyor, çalıyor çırpıyor.

(Hayat üzerine) hayatî sözler/Hayatı Kullanma Kılavuzu

HAYATocuklar gibi sevecen... Ölüm gibi sade... « ESKİ-DE-N YENİ-YE Eski gözyaşları yok. Eski alınterleri de... Ve eski mendiller de... Şimdi kuruyan gözyaşlarına; kâğıttan mendiller... İstasyondan sakince uzaklaşan trenlere sallanan mendiller o sandıklarda çürümeyi/lime lime olmayı bekleseydi de arada koklamaya gitseydik o naftalin kokularını... He

Yorgun zamanlar matinesi

Mektubuma başlarken... diye başlayan mektuplar; öldü.Bir samimiyet, bir ihlas, bir mahremiyet vardı o beyaz zarflarda. Bayram tebrik kartlarında... Bir içimiz vardı. Bir içim su gibi dostluklarımız... Sonra masum, çevirmeli telefonlar... Az katlı evler... Birdenbire yıkıldı yüzlerce yılın birikimleri. "Bir tatlı huzur almaya..." giderdik sem

Medeniyet üslûptur (Konuşmak ya da susmak)

Yoo, düşürün şu seslerinizin tonunu; susun hattâ; kuşların bestesini, çiçeklerin eleğimsağma seslerini dinlemek istiyorum.ok bağırıyorsunuz; karışık buruşuk ve dolgulu yüzlerinizle. Hınç alır gibi konuşuyorsunuz insanlıktan. "Tebessüm Şeytanı Sevindirir" cemiyetine/derneğine üyesiniz galiba! Galiba "ölüm" bile değilsiniz; yoksunuz, yok. Bu yüzden g

Okumuş (susmuş)lara açık (açık) mektup

-Münevverleri vazifeye çağırmanın vaktidir.-Muhterem münevverler, Diplomalarınızın (milletin üzerinizdeki hakkın) hakkını vermeyi ne zaman düşüneceksiniz Ülkemizin düşmüş olduğu aklî, kalbî, içtimaî, siyasî, iktisadî, ahlâkî ve daha daha sıkıntılardan -vakit geçirmeden- nasıl kurtuluruzun reçetesini (okuduklarınızın, tecrübelerinizin ışığında) dil

Sana Bakma Durakları

-Risale ile baş başa kalmanın huzuruyla…-Adı: Sözler... Risale-i Nur... Resaili'n-Nur... Risaletü'n-Nur... Başka başka da anılırlar. Evet, evet... ok renkli muhabbet var, bu kitaplarda... Her zerreye... Her hasseye ayrı bir hitap... Seni alıyor senden; Tekrar veriyor sana. Başka bir sen oluyorsun satırlarda. Sihirli bir dünya... Kelimelerinde bir s

Ayva sarı, nar kırmızı

-Cahit Sıtkı Tarancı'ya…-Sonbahar dökülür gelir. Yaz sökülür gelir. Sen de böylesin. Dişlerin sökülür gelir. Düşlerin dökülür gelir. Aynalar neylesin. Bütün mevsimler sen/de... Bir yanın cıvıl cıvıl bahar... Bir yanın sonbahar; ağlar. Kış gibi donup kalansın. Giden gölgelere ağlayansın. Yapraklar gibi savrulansın. *** Renkler seni söyler, bes

İnsanca Yaşamak Masalı

Ve niyeyse "isimden ve resimden ibaret" bir sistem değişmez de değişmez."Hâl bu ki..." bu, hâl değil; hâlsizlik, dilsizlik ve bir boşluk ki dolmuyor; dolmuş ki ötekileri almıyor. Bir hayat usaresi de salmıyor. Salınıp gelmiyor; o "İnsanca Yaşamak Masalı." * Eh, yine gidip seçiyoruz. Şu olsun. Bu burda dursun. Sonra bakıyorsun ya silahlı ya külahlı

Dünya rüyası; rüya dünyası

(Pişmeyen ciğer) -Bir ânlık esmâ ve hazırlık molacılarına...- Babamı gördüm rüyamda... Doktora gitmiş; iş bitmiş ki... Salonda oturuyor. Üstü başı giyili... Morali iyi... İçi gülüyor; gözleri de yüzü de... Yani keyfi yerinde... Ama doktor yine gel demiş. Ben yine oralı değilim. Bu iş bitti diyorum. Hastaneye geri gelmek yok. İçimden kuruyorum. * He