Alaattin Karaca

Karar

Entelektüel, hakikat ve iktidar

Bir kayboluş yaşıyoruz sanki! Sağda da, solda da, dindarlarda da... Bir devrin kapanışı, bir insan tipinin yok oluşu kastettiğim. Toplumda hakikatin, adaletin, hukukun, vicdanın sesi olan entelektüeli yitirdik!.. Onlara kendi irfanımız içinde âlim mi demeli, mütefekkir mi, münevver mi bilmiyorum ama yok artık!..Michel Foucault, seçme yazılardan olu

Kültürel iktidardan kültürel intihara...

Muhafazakâr camianın AK Parti iktidarından sonra zaman zaman gündeme getirdiği konulardan biri de 'kültürel iktidar' tartışmalarıydı.Doğrusu siyasi anlamda seçmenlerin çoğunluğunun oyunu alan ve 22 yıldır iktidar koltuğunda oturan bu muhafazakâr partiyi destekleyen aydınların en büyük rüyalarından biri, 'modernleşme' sürecinde öz kültüründen kopan

Dünya karşısında iki tür şair

Kimi şair vardır, dünyaya, insanlara, ülkesine dair kendini oldukça sorumlu hisseder. Ruhen, baştan beri 'ağır bir yük' sırtlanmıştır; idealindeki dünyayı karartanlara karşı öfkelidir, hırçındır, asidir. Bu 'idealist gerginlik' şiirlerinin tümüne yansır. Örneğin Mehmet Âkif'te, sonra Nazım Hikmet'te, Necip Fazıl'da, Sezai Karakoç'ta, İsmet Özel'de

Ruhsuz oteller!

Bolu Kartalkaya'daki yanan otelin görüntülerine bakıyorum haberlerde Hiç sevmedim binayı! Soğuk, soğuk ve küstah. Kaba! Orantısız, zevksiz, renksiz Tıkış tıkış, sanki istiflenmiş odalar yığını, sanki bir ıslahhane Kışla gibi desem değil, hapishane gibi desem değil, yurt gibi desem değil. Ama bunları hatırlatıyor.Tekrar uzun uzun baktım otelin fotoğ

Keskin gözlü şair Edgar Allan Poe

Edgar Allan Poe'yu severim Rimbaudgillerden de ondan. Şiiri sizi alır bu dünyadan 'öte'ye, meçhule doğru çeker götürür. Bir örtüyü kaldırır, karanlıkta başka bir dünyadan fısıldar. Örneğin "Kuzgun"da (The Raven) bir gece yarısı karanlığında, düşüncelere dalmış, kederler içindeki bir âşığın ruh denizine açılır: Zaman kasvetli bir gece yarısıdır, haz

Uryânlık mı kimliksizlik mi

Devletin en bariz özelliği, kendine tâbi olan topluluğa millet adı altında 'ortak bir kimlik' vermesi ve vatandaşlarından bu kolektif bilinci sürekli canlı tutmalarını istemesidir. Din, dil, etnisite gibi sonradan öğrenilen öğretilen nitelikler, kimliklendirmenin temel taşlarıdır. Bu açıdan bakıldığında dünyadaki tüm devletler, arzuladıkları kimliğ

Uydurmanın büyüsü, kanmanın hazzı

Kemal Tahir, Yaşar Kemal'in İnce Memed'ine antitez olarak yazdığı Rahmet Yolları Kesti romanında ele alacağım konuya ilişkin bir sahne tasvir eder. Önce o sahneyi anlatayım. Eserde Çorum civarındaki bir kasaba ve köyde geçen olaylara göre Uzun İskender ve Maraz Ali, eşkıyaların kahramanlığına (!) özenip Kasım Dede'nin evini soyarlar. Ama olayın hem

Mevlânâ'nın yokluk kapısı, Andre Gide'in 'Dar Kapı'sı

Mevlânâ'ya ait;Ey gönül! Sana bu yolu lâfla, dedikodu ile vermezler.Yokluk kapısından geçmeden vuslat yüzü göstermezlerOnun kuşlarının uçtuğu havada kanat çırpmadıkçaSana hiçbir zaman kol-kanat vermezler.şeklindeki rubaîyi okuyunca, aklıma Andre Gide'in "Dar Kapı"sı (Çev. Buket Yılmaz, Timaş, 2019) geldi. Daha önce yazmıştım bu romanla ilgili. Ama

Neşati'nin aynası

Geçen hafta Neşati'nin bir gazelinden örnek vererek insanın kendi masalını yıkması ve mahiyetini idrak etmesi üzerinde durmuştum. Önce şunu belirteyim: Tasavvufa göre insan, küçük harfle bir 'varlık'tır; ama Varlık'tan, Birlik'ten tecelli eden bir varlıktır. Mahiyeti budur. Ancak bunu idrak etmek, mahiyetini görmek, kendini bilmek -aslında kendini

Körleşme ve aynada iskeletini görmek

İnsan, en çok da kendine kördür! Bir duvar, ne demeli bilmem, bir masal örer kendine, yaşadığı süreçte Sonra o masalın etrafını çevirir, ortasına bir taht kurar, oturur. Kendi inşa ettiği yalana inanır. Ondan olsa gerek, İsmet Özel bir yazısında "Herkes kendi masalını yıkmalı" diyordu. Kolay mı Değil! İnsanın zamanla, giderek pekişen, kemikleşen, k