Taner Ay

Taner Ay

Karar
Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat 80 yazı 0 takipçi

Sahhafların altın çağından son kırıntılar

Sahhaflar Çarşısı bizden önceki kuşaklardan mecânîn-i kütüblerin doyasıya yaşadıkları bir mekândı. Benim haftada bir gün Sahhaflar Çarşısı'na uğrama alışkanlığımın ilk dönemi 1973 ile 1976 arasıdır, ancak sahhaflık artık hızla anlam değişikliğine uğramaya başlamıştı, nadir kitapların yerineyse ikinci el kitaplar raflardaydı. Oysa, sahhaflık ve kita

Süleymaniye'den Sinekli Bakkal'a, kayıp bir medeniyeti arayışlarım...

Bana sorarsanız İstanbul'un Türk ve Müslüman hüviyetini yangınlar değil, modernleşmeyi esâs alan imâr rezilliğinin arkasındaki zihniyet yok etmiştir derim. Oysa, yıkmakla veya ortadan kaldırmakla modernleşilmiyor, aksine Avrupa'daki kadim şehirler hep muhâfaza ederek yeni asırlara tutunabilmiştir.İstanbul'un ahşap dönemi dört asır süren farklı bir

Krepen'de Neşe'ydi, Hristaki'de Bayram'ın Yeri oldu...

Geçen haftaki yazıma iki derkenâr geldi, birincisi Enis Batur'dan, ikincisiyse Arslan Eroğlu'ndan. Enis ağabey Kırmızı Kedi'deki o nefis çayı Yeter Hanım'ın hazırladığını, Arslan Eroğlu da İrfan Yalçın'ın Meşelik Sokak'taki 20 kapı numaralı kitapçı dükkânının isminin Ocak olduğunu söyledi. Oysa, yarım saat düşünmeme rağmen Ocak ismi bir türlü aklım

Turnacıbaşı'ndan Porsuk, Mandabatmaz'dan Arnold...

Turnacıbaşı Caddesi'ndeki Sel'deyiz. Yayınevinin sarı beyaz tüy yumağı kedisi Porsuk geldiğimizi anlıyor ve yatağından kalkıp bizi kapıda karşılıyor. Çok sevinçli, kendisine morina balıklı yaş mama getirdiğimizi hissetmiş gibi, onu tabağında nefessiz yerken, bizler de Aslıhan'a doğru yürüyoruz.Kadıköyü'nden Kartal'a kadar mahallelerin ve sokakların

Beyoğlu'nda bir cevelân...

Başlıkta cevelân dedim ya, biliyorum her kafadan farklı ses çıkacak; ama kim ne derse desin, müzikalitesi hoşuma gittiğinden ara sıra kullanıyorum. Kelimenin anlamını öğrendiğimde orta ikide veya üçteydim. '60'ların sonundaki ve '70'lerin başındaki Türkçe ders kitaplarımız harikaydı, Namık Kemal'i, Ahmed Midhat Efendi'yi, Muallim Naci'yi, Rûşen Eşr

Oğuz Atay, Cihat Burak, Aydın Boysan ve diğerleri...

75'e kadar Suâdiye çok güzeldi, semt-i dildârım yazları sayfiyeye gelenlerin anason kokulu kristal kahkahalarıyla çın çın çınlar, kışlarıysa biz bize kalırdık. Yazları iki bin beş yüz kadar olan nüfusun, kışları beş yüzün altına düştüğünün tanığıyım. Ceplerimizde para yoksa da, Bostancı'daki mendirek mahalleden arkadaşlarımızla plajımız olurdu, çan

Krepen yıkılınca Cihat Burak'ın kedileri...

Yılın son haftasını gripten yorgan döşek yatarak geçirdim, yılbaşı gecesiyse battaniye altından televizyon kanallarının birindeki Şevval Sam konserine biraz baktım. Ama, konser bitmeden, gözlerim kapanmış, kırmızı, yeşil, sarı ve mavi ışıkların seliyle mâzîye yuvarlanmıştım.Rüyâmda, bir merdivenden aşağıya doğru inip, Krepen Pasajı'na çıktım. '78 o

"Yürümek karda zordur, gelirsen bak aşk budur"

Sabah erken kalkıp parktaki kedileri beslemeye çıktım, sonra çarşıya inip gazetelerimi alıp hemen eve döndüm. Öyle sağa sola takılacak bir hava yoktu, yağmurlu ve kasvetliydi, bu yüzden içimden kanepeye uzanıp, kucağıma da tüy yumağı Zeytin'i alarak, esâslı bir macera romanı okumak geçiyordu. Ancak, kapıyı açtığımda Candan Erçetin'in sesini duydum,

Edebiyatın ressamları derken, veterinerlerini ve polislerini unutmayalım...

Geçen hafta birkaç edebiyatçı ressamdan bahsettim ya, arkadaşlarımdan telefon üstüne telefon geldi, hepsi de Oktay Rifat'ı unuttuğumu söylüyordu. Unutmadım, sadece gazetedeki sayfama aklıma gelen herkesi sığdıramadığım için Oktay Rifat'ı, Mustafa Irgat'ı, Mehmet Güreli'yi, Engin Turgut'u ve Bedri Baykam'ı bu yazıya bıraktım.Elbette benimki Enis Bat

Ressam edebiyatçılar da var edebiyatçı ressamlar da...

Ressam edebiyatçılardan ilk tanıdığım İbrahim Balaban'dı, '69 ile '71 arasında Suâdiye'deki dairemize çok sık uğrardı. Bizim salonun duvarlarından üç tablosu aklımda, maalesef onlardan sadece biri bende, altında "Behzat Ay'a, Balaban, 1967" yazıyor, diğer ikisini ve Cihat Burak'ın çok sevdiğim kedili bir tablosunu babamın '90'lı yılların başlarında

Edebiyatımızın bende iz bırakan hukukçuları...

İsmet Kemal savcı olarak Osmancık'tan Kızılcaham'a geldiğinde, artık '63 yılıdır, Mübeccel İzmirli ile birlikte Otağ dergisini çıkarmaya başlamıştı, babamın ve İsmet Kemal amcamın kasabada ilk işleriyse bir sanat ve folklor şenliği düzenlemek olur. Bu şenliğe de edebiyatımızın sağcı ve solcu olarak bilinen en şöhretli isimlerini çağırıyorlar.Kızılc

Ceplerinde kalem, boyunlarındaysa steteskop...

Levent Ümit'in Cerrahpaşa'daki hocalarından biri İhsan Ünlüer'di, hocasının kızı Ayda ise sınıf arkadaşıydı. İhsan Ünlüer benim tanıdığım ilk edebiyatçı doktordur, ortaokuldaydım, İhsan Ünlüer'in Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını kesip, bir Harita Metot defterine yapıştırıyordum. Bir gün babam İhsan Ünlüer ile buluşacağını söylemez mi, hemen peşi