Prof. Dr. Bilal Sambur

Prof. Dr. Bilal Sambur

Milat
Yaşam 113 yazı 0 takipçi

Akıl var, ama eleştirel mi

İnsanın akla sahip olması, onun eleştirel bir varlık olduğu anlamına gelmez. İnsan düşünebilir, hesaplayabilir, nedenler bulabilir, başkalarının sözlerini çözümleyebilir ve karmaşık meseleler hakkında hüküm verebilir. Bütün bunları yapmasına rağmen kişi, kendisine verilmiş düşünsel sınırların dışına çıkamayabilir. Hatta bazen akıl, özgürlüğün aracı

Aşkın dogmatizm merkezli özne modern olabilir mi

Modern insanı anlamanın yolu, onun ne kadar teknoloji kullandığına veya ne kadar eğitim aldığına bakmaktan geçmez. Modernliğin daha derin ölçütü, insanın kendi hayatı üzerinde ne ölçüde söz sahibi olduğudur. İnsan kendi değerlerini sorgulayabiliyor, kendisine aktarılan hakikatleri eleştirebiliyor, hayatının anlamını yeniden kurabiliyor ve hiçbir dı

İnançtan itaate, disiplinden otoriteye

Süleymancılık, Türkiye'nin dinî ve toplumsal tarihinde yalnızca bir Kur'an kursları ağı, bir cemaat yapılanması veya geleneksel dindarlığın devamı olarak okunamaz. Onu anlamak için daha derindeki din anlayışına bakmak gerekir. Asıl mesele, insanların neye inandığından çok, inancın insanla nasıl bir ilişki kurduğudur. Din, bireyin anlam arayışına

Akıl var, ama özgür mü

İslam'ın rasyonalist bir din olduğu iddiası, modern dünyanın kavramlarını geçmişe doğru taşıyan bir entelektüel anakronizmden ibarettir. İslam düşüncesinde aklın bulunduğunu, mantığın kullanıldığını, felsefi tartışmaların yapıldığını, hatta son derece önemli akılcı geleneklerin ortaya çıktığını inkâr etmek mümkün değildir. Fakat bütün bunlardan har

Akla kapanan kapılar: Kapalı zihnin karanlığında felsefesiz zihin

Felsefe, insanın kendisine verilmiş cevaplarla yetinmemesidir. İnsan, "Bana böyle söylendi" ile "Ben bunu neden doğru kabul ediyorum" arasındaki mesafeye adım attığında felsefe başlar. Felsefe, hazır hakikatlerin önünde eğilmek değil, hakikatin kendisini sorgulama cesaretidir. Bu yüzden felsefenin asli düşmanı cehalet değil, tamamlanmışlık, mükemme

Benim ontolojim: Varlık, oluş ve özgürlüğün felsefesi

Ontoloji, yalnızca varlığın ne olduğunu araştıran soyut bir disiplin değildir. Ontoloji, insanın dünyayla nasıl ilişki kurduğunu, hakikati nasıl ürettiğini ve özgürlüğü nasıl mümkün kıldığını belirleyen en temel düşünme biçimidir. Her siyaset, her ahlak, her kültür ve her uygarlık, öncelikle belirli bir ontolojik tasavvurun üzerine yükselir. İnsan

Oluş felsefesi: Mitolojiden teolojiye, Odysseus'tan insana

İnsan, doğduğu dünyayı olduğu gibi kabul eden bir varlık değildir. O, yaşadığı dünyayı anlamlandıran, yeniden kuran ve yeniden yorumlayan bir varlıktır. İnsanlığın en büyük başarısı yalnızca şehirler, devletler, bilim veya teknoloji değildir; asıl büyük başarısı, anlam üretme yeteneğidir. Mitoloji, şiir, destan, edebiyat, psikoloji, felsefe ve teol

Ruh eleştireldir!

Eleştirel ruh, insanın en büyük keşfidir. İnsan, yeryüzünde yaşayabilmek için önce kendi korkularını, mitlerini ve otoritelerini sorgulamayı öğrenmek zorundaydı. Bu nedenle eleştirel ruh yalnızca bir düşünme tekniği değil, insanın kendisini yeniden yaratma iradesidir. Eleştirel ruh, varoluşun ontolojik açıklığıdır; hiçbir hakikatin, hiçbir kurumun

Açık bahçede çetin bir felsefe tecrübesi

İnsan neden kendisine verilmiş bir cevabı kabul etmek zorunda olsun Neden doğduğu kimlik, içine doğduğu inanç, ailesi, toplumu veya tarihi onun bütün hayatını belirlesin Belki de insanın özgürlüğü, kendisine verilmiş cevapları sorgulamaya başladığı anda doğar. Bir gece, ay ışığının altında, kapısı herkese açık bir bahçede görünmez bir felsefe mecli

Odysseus'un İthaka'sı: Eve değil, özgürlüğe dönüş

İnsan, çıktığı yere aynı insan olarak dönemez. Odysseus'un asıl yolculuğu denizlerde değil, kendi içinde gerçekleşir. Bazı hikâyeler eskimez. Çünkü onlar geçmişi değil, insanı anlatır. Homeros'un Odysseus'u da böyledir. Onu binlerce yıl sonra hâlâ okumamızın nedeni, yalnızca Troya'dan İthaka'ya dönen bir kral olması değildir. Odysseus, insanın sava

İnsanın keşfi

İnsanlık tarihi, yalnızca devletlerin, dinlerin, savaşların ve imparatorlukların tarihi değildir. Gerçek insanlık tarihi, insanın kendisini keşfetmesinin tarihidir. İnsan, biyolojik olarak çok eski olabilir; fakat özgür, özerk ve yaratıcı bir özne olarak tanınması, insanlığın en büyük düşünsel devrimlerinden biridir.İnsanın keşfi, insanın kendisini

AŞKIN AÇIK BAHÇESİ: POST-DOGMATİK İNSAN

İnsan, emir komutayla sevemez.Bu nedenle aşkın tarihi, aynı zamanda buyruğa karşı özgürlüğün tarihidir. Aşk, hiçbir zaman bir fermanın ürünü olmamıştır; hiçbir kutsal ya da dünyevi otorite, bir kalbin hangi ritimle atacağını buyuramaz. Davranış denetlenebilir, ritüeller tekrarlanabilir, yasalar uygulanabilir; fakat sevgi, ancak özgür iradenin sessi