Ali Hakkoymaz

Yeni Asya

Sözlük gözlüktür (1)

YALAN VE ZAMAN"Diline biber sürerim; yalan söyleme!" Annem böyle böyle savaş açtı yalana. Yalan diyeceksen; dolaşma buralarda! İhtiyaç listesinin başına "yalansızlık" yazacaksın. Yalan ve insan yan yana gezmez; değil mi! Üzülme; hakikat ne söner ne siner; onun bir dirhemi bir nice yalanı yener. Gerçeklerin yalana yenildiğini kim görmüş kim duymuş!

Dünyayı silah/sızlanmak kurtaracak

Böyle gitmez; duruluruz bir gün. Çocukluğun, gençliğin bittiği gibi... Yaşlarımız kurulunca/kuruyunca zaten durmayadurmuyor muyuz Ha, inadına Şeddatlığı, Nemrutluğu, Deccallığı, Firavunluğu devam edenler yok mu; öhöööAma insanlığın yolunu tutmak için ne kadar erken; yola çıksak iyidir. (Yola çık; yol açık...) Doya doya gökyüzüne, aya, yıldızlara ba

Pazar yeri günlüğü

Dünya gürültülü... Kafalar karışık... Teknoloji huzur getirmedi; olanı da götürdü.Hastalıklar arttı. Silâh ve ilâç satışları patlatıldı. Diplomadan, tecrübeden, liyakattan ziyade ahbap çavuş ilişkileri ön plandaki yerini bırakmıyor. Yalan dolan, talan, falan filan zamanlar diyarına mı düştük. Propaganda; hayatın, hakikatin perdesi mi oldu Fakat ha

Babamın kırçıllı paltosu

Üşüyen çocukluğumun üstünde babamın kırçıllı paltosu…ok az şey hatırlarım çocukluğuma dair. Biri bembeyaz karlar... Birisi de kar benekli babamın kırçıllı paltosu... alışmak için doğmuş babam. Ha unutayazdım azmini; ümitsizliği öldürmüş biri. Ümit içinde dipdiri... Yaşamak yapışmış her yanına. Bakışlarına, canına, ruhuna... Kimi bulursa hayata çağı

Yaşamak unutulunca

Nerde o güzelim ağaçlarımız Dünyanın nefesini kesersen yaşayamazsın. Sonra bu önüne duramadığın seller ve yeller sürükler de savurur seni; yaa!Kes, kes; şu ağacı da kes; nerden duyacaksın o zavallının konuştuğunu; zavallı seni! Kocaman âlemin zübdesi/özü/özeti/çekirdeği olduğunu kendinin anlamayınca nerden bileceksin bir kuşun o ağaçtaki yuvasının

Son Adam'ın sözler'i

-Yaprakların taç utangaçlığına selâm ile…-Utangaç olsaydık yapraklarca. Üst üste durmasaydık. Nefes mesafesi bıraksaydık. Yıkış tepiş, eciş bücüş hayatlar... Yolcuların hep acelesi var. Koşarken kendini unutur insan. Dün kuşları gördüm. Kendimi alamadım uçuşlarından... Bir şiir, bir beste gibi dizilmişler. Baktım; işinde gücünde zavallılar. Y

Işığın yolunu bulmak

Ah, tekerrürlü tarih! Dönüp dolaşıp tekrarlıyorsun kendini. Nasihat pek kâr etmiyor çok zaman. Bir musibetten sonra uyanmanın acısını ne çok yaşıyoruz öyle!Bir ummanda kayboluyoruz. Sisler puslar içindeyiz. İşaret taşları birer birer siliniyor. Kışlar bahara evrilmiyor. Kuşlar yuvalarını bulamıyor. Şiir susmuş. Ressamların boyaları solmuş. Bestekâ

Önce eğitim[-ci eğitilmeli]

İ'TİZARDikenli, içimi ezen, yüreğimi burkan, keskin cehalet kokulu bir eğitim buketi (sunduğum) için üzgünüm; ümitsiz değilim; bir çıkış mutlaka vardır. Ümidim var ki bunları yazdım; susar otururdum bir köşede yoksa. « (Eğitim için arayış, teklif, tahmin, tesbit, tembih, tashih, tenkit, tasrih, hicv niyetİne...) « HOCA-CEMAAT/ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ Hocal

İnsanlık ülkesi'nin anahtarı

Dünya bir kandil, bir nur, bir aydınlık, bir kurtuluş, bir huzur, bir bahar bekliyor. Denemediğimiz yol kalmadı.Bütün yollar, bir saadetli yola/medeniyete çıksın istiyorsak Medine'deki misafirin kimliğini kimliğimiz eylemeliyiz. Yoksa kim'liğimize kimse bakmayacak; bakmıyorlar zaten. Dönelim o zaman Medine'ye... Medenîliğe yani... Şöyle tertemiz...

İnsanlık Ülkesi'nin anahtarı

Dünya bir kandil, bir nur, bir aydınlık, bir kurtuluş, bir huzur, bir bahar bekliyor.Denemediğimiz yol kalmadı. Bütün yollar, bir saadetli yola/medeniyete çıksın istiyorsak Medine'deki misafirin kimliğini kimliğimiz eylemeliyiz. Yoksa kim'liğimize kimse bakmayacak; bakmıyorlar zaten. Dönelim o zaman Medine'ye... Medenîliğe yani... Şöyle tertemiz...