Tam yaşamaya alışmışken...
Güle güle Azmanoğlu...
Tam dünyaya daldığım anda; bir haber düşüyor önüme: "Falan dünyayı bitirdi." Unuttuğumda ölümlü olduğumu; bir veda haberiyle şöyle bir sarsılıyorum.
Bugün de öyle oldu. Bir dostum daha gitti. Ölüm bu kadar yakın mı yakın! Sandığımızın ötesinde... Hayat bu kadar sade mi sade... Ölüm kardeşliği olmadan; hayat kardeşliği de olmuyor (gibime geliyor!)
Fânî dünya... Telâşelerin senden büyük...
Dikili taşım bile yok, diyenler daha bir keyifli gibi... Eşya bağlar insanı; kımıldayamazsın; ne hayatı anlarsın ne ölümü.
Dağıt ve biraz hafifle; bunca yükle nereye Dünya fani; buralı değilsin yani. Tutunup debelenip durma!
Bir göçük gibi zamanların altında kalıyorsun. Biliyor musun diplomaların asılı kalacak duvarda! Bir gençlik resmin belki de!
Böyle fırtınalı bir gemide; ne kadar rahatsın öyle! Bana da söyle; bildiğin bir şey varsa! Güldüğün şeyler ne meselâ Ağladığın, uyumadığın
*
Gidiyorlar.
Zaman daralıyor habire. Yalnızlığın derin derelerine sürüklüyor bizi her gün zaman suları.
Kalbimizin her atışı hem yaşadığımızı hem de ölüm koşusunu tıklar bizim tefekkür kapılarımıza.
Takvimler fena savruluyor, sararıyor dur duraksız.
Her şey ortada ki burası firak yurdu. Ayrılık, ölüm kokuyor her yanın; sen konuları değiştiriyorsun durmadan.
*
Yaşamak zor, diyorsun; ölüm kolay mı
Yaşamakla baş edilmez, deme; ya ölümle edilir mi
Hey anam babam hey!
Yaşamak ölüm içinde; ölüm yaşamak içinde... Sorup duruyorsun bir de:
"Yaşamak nerde, ölüm nerde"
İyi bak aynalara; gözlerinin içinde... Ve serüveninde mevsimlerin... Hayatı ve ölümü görmeden geçme!
*
Daha geçenlerde bir arkadaşım gitmişti. Onun yarası kapanmadan sıraya biri daha girdi.
ok yakınların vedasını duyunca önce pek konduramıyorsunuz. Ölüm hep uzaklardan geçer ya! Boyuna birileri ölür.
Hele bize hiç uğramazmış ya!
*
Hayatı yaşamayı sürekli erteleyenlerin -dahası- akıllarına getirmeyenlerin ölümü, hayatlarının orta yerine -yok, yok- uzağına bile oturtmazlar ama hayat süratle ölüm limanına demirler. Ver elini (bilinen) hakikî âlem.
*
ok "tenha" ve bir o kadar da "kalabalık" bir yolculuğa geçilmiştir. Bütün bir kaçtığımız buydu işte (diyeceğiz.)
*
Yani ki ölüm dolanı dolanı gelecek.
Şu şehrin meydanında gördüğün ettiğin kim varsa mezar-ı müteharrik. Yürüyen mezar görsen korkarsın değil mi; korkacaksan (kendinden) -şimden- kork veya dur şöyle aynalara bak da kendini sor/gula!

2