İnsanlığın adı, soyadı (1)

-"Yaşamak körü" değilsin; değil mi!-

Allah rahmet etsin, bir arkadaşım vardı. Nezaket, sükûnet, cömertlik, ağır başlılık, bir fotoğraf gibi üstüne yapışıktı.

Ne zaman paraya sıkışsam kapısını çalardım. Vermesine verirdi de bir sorusuna katlanırsan: "N'etçen"

Bu soruyu da işi yokuşa sürmek için değil; duruma göre akıl fikir ortaklığı yapmak için sorarmış meğer!

O zamanlar -nerden aklıma düştüyse- ticaretle uğraşıyordum. Edebiyattan birden para hattına...

Yangındı, ortaklarla şuydu buydu derken -yüklü miktarda- vakit nakit zararıyla ticaret kapısını kapattım (ya da araladım; ne bileyim!)

Hayatta -noktalardan çok- üç noktalara yakın durduğumdan öyle iddialı kararlardan da sarf-ı nazar eylerim. (Kesin kararım belki de bu!)

Rahmetli (ev) komşum hac arkadaşım Önder Yıldırım "n'etçen" sorusuyla yanlış bir iş yapacak olursam bir kardeşlik tavsiyesinde bulunacakmış.

Önceleri biraz tuhaf karşılasam ve sessiz kalsam da sonraları onun samimiyetini anlayınca alınmamaya başladım.

Nasıl mı anladım samimiyetini; bilmem. Ama şu var ki emaneti (parayı) verirken yüzüme bakmazdı veya bakmamaya çalışırdı.

(Hattâ dürüstlüğünden, patronlara eğilmediğinden işinden sık sık "kovulan" -kendini kovdurana kadar "gayret" eden- ortak bir dostumuz ondan para istemediği bir zamanda bile iş yerinden tam çıkarken, burada emanetiniz var, ağabey, deyince bunu bana anlatanın heyecanını buraya hangi kelimelerle yazayım!)

Vermeyi teşvik eden şu güzel söze bak: "Veren el, alan elden üstündür."

Bir ağabeyim bunu ne güzel yorumlamıştı bir gün.

Veren el kim, dedi.

Bir şeyler dedim de o, taşı gediğine koydu.

Veren elin "Allah" olduğunu söyledi.

İşte O hep verdiği için üstün...

Bizler de verince nice Esma'nın yansıması oluyoruz.

Fânîlerden alırken verirken de esas vereni hatırlayınca almak, "almak" oluyor; vermek de "vermek..."

Hey canım benim, çoktan merhum kardeşim, hac arkadaşım!

Sen de bilemezdin ben de böyle bir gidiş aceleciliğini.

arçabuk gittin; n'ettin böyle ha!

Senden sonra da kapısını rahat çalacağım bir "n'etçenci" bulamadım; iyi mi! Bunu da bil istiyorum.

Sen verirken de güzel veriyordun; alırken de... Emanetçi olduğunun şuurundaydın. Sonsuz Veren'in huyundan huy kapmışsın demek.

Halk verirse başa kakar; Hak verirse baştan aktarır ya... Atalar böyle diyor. Sen o başa kakmayanlardandın. Mülkün umumen O'nun olduğunu ezberlemiştin.

Dünyada değilsin diye adını buraya rahat yazıyorum. Yoksa bilirim burada adını böyle sitayişle okurken yüzün kızarırdı. Utanması yakın adamlardandın. O melek hâleti nerelerden giyinip geldin!