Ali Hakkoymaz

Yeni Asya

Şiir ölürse - Ân diyarı (48)

Cem Karaca Allah yar diyerek öldü. Yahya Kemal -bütün eserlerinin belki de ortalaması diyebileceğimiz- Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nda, "mağfiret iklimi"nde yıkandı.Her saniye gönlünün aydınlığını artıranlardan bir manevi sofra açıyordu önümüze. Tarihimizin bir "şiir romancığı" idi; Süleymaniye'nin belki de son taşı olsun diye yazılmış bu âbide.

Kıyamet fotoğrafları - Ân diyarı (47)

Bilgin Abi, yüz yılın da ötesinde gözaltındayız diyordu. Gözaltılar sürüyor Selim Ali.Rahat, hazır ol! Sen şöyle geç! Yorucu, bıktırıcı... Elde avuçta yok. Bu hangi hâl Anlaşılmaz dillerim var nicedir. Ellerimi, gözlerimi bağlamışlar; ben nerdeyim Bir de mecburen okumamız isteniyor; pekiyi! Neden Cahil kalmayalım; güzel! Tamam da kitaba, kültü

Allah Yâr - Ân diyarı (46)

Bu topraklar niye bu kadar acılı, sancılı, yaralı ve beş paralı Bilgin AbiGerçi annem de bana öyle derdi; oynarken ya da bisikletten düşüp yaralanıp geldiğimde: "Yaralı, beş paralı..." Yani ne yaran bitiyor ne parasızlığın... Bilgin Abi'nin böyle durumlarda gözlerinin doluktuğuna çok şahit olmuşumdur. Uzun uzun konuştuğumuz günlerden de çok not al

Hakikat peşinde - Ân diyarı (45)

Beni iyi dinle Selim Ali!Gözlerin kör, kulakların sağır olduğu bir çağın çocuklarıyız. Aşklar Kalplerden uçup gitmiş. Taşlaşmış kalpler demeliydim. "Taş gönülde ne biter; Dilinden ağu tüter." diyen Yunus'un dili ne kadar yumuşak, sakin, sarıcı... Kaskatı kesilmiş kalplerin hüküm sürdüğü bir dünyanın ta içindeyiz. Yine de gökyüzü mavi... Bulutlar

Okumak: İnsanlığa ilk adım - Ân diyarı (44)

İnsan nedirBu sorunun cevabını ne kadar biliyorsun Selim Ali Ne kadar biliyorsan o kadar insansın, o kadar insanız yani. Bir yaprağın bile sırrını çözemiyoruz ya kendimizi nasıl çözeriz Cevapsız soru yok; sen düş peşine. Buraya sormaya geldik ama önce soru işaretlerini silerek işe başlıyor gittiğimiz yerlerin çoğu. Biraz cesareti olan soruyor.

Nereye kadar - Ân diyarı (43)

Selim Ali'nin soruları benim de sorularımdı. Bazı sorulardan ve cevaplarından ben de ürküyordum aslına bakılırsa.Bir gün: "okuduğun, gördüğün, bildiğin, duyduğun, alıp verdiğin, unuttuğun, hatırladığın... kadar mısın diye sordu. Bilmem ki... Bu bir matematik sorusu değildi ki iki kere iki dört etsin. Kendimi bildim bileli kalıpların içine atıyorla

Bir toplumun dilemması - Ân diyarı (42)

Hem okuyup hem çalışıyordum Selim Ali. Sonra işte öyle ne tam okuyabildim ne tam çalıştım.Şair mi ilim adamı mı ticaret erbabı mı zenatkâr mı siyasetçi mi olacaktım... karıştı gitti. Hep olan hiç olurmuş ya... oradan oraya rüzgâra kapılmış yaprak misali... Meğer birçok aile gibi biz de fakirmişiz; çok fakir... Eve ekmek götürebilmekmiş bütün telâşe

Elif Lâm Mîm Ân diyarı (41)

Mayıstı Kuş cıvıltılarından bir koro idi bahçeArada kırçıllı horoz da katılıyordu bu orkestraya... Yaprakların rüzgârla muaşakası, raksı, heyecanı öylesine şiir yazıyorlardı ki... tekrar bir şey konuşmaktansa bunları şöyle kıyasıya dinlemenin keyfine dikkat çekiyordu Bilgin Abi. Zaten Bilgin Abi adı gibiydi. İnsan adıyla yaşar denir ya... İsmiyle

Yok olan şehirler ya da hatıralar - Ân diyarı (40)

Bütün şehirleri birbirine benzettik Selim Ali.Bu bir çırpıda hatıraların silinmesinin ardında başka şeyler olmalı... Doğduğum şehir benimle konuşmuyor gayrı. Eski evler, eski mahalleler, tarih, tabiat, hatıralar, bağlar, bahçeler, çaylar, pınarlar... kurutuldu, yakıldı, yıkıldı; niyeyse! Savaşta yerle bir olmuş Almanya taşına toprağına sahip çıkark

İlk taş - Ân diyarı (39)

Ah, Selim Ali ah! Derdim büyük; anlıyor musun beni Cehalet çıkmazından, fukaralık girdabından, öfkeyle kalkıp zararla oturmanın kusur döngüsünden ne zaman çıkacağızÇok siyasî olduk; bu gözlük ile bakar, bu terazi ile tartar olduk. Netice hüsran...Kaybolduk. Çocukların bile oyuncağı olmak bu. Çakıl taşı dağdan ağır olabilir mi! İnsan insana niye ve