Ünal Bolat

Türkiye

Elli yıllık arkadaş

"Ben 40 yıldır Türkiye gazetesini alırım okurum, Osmanlıyı, dinimi ecdadı seviyorum..."Aksaray'da metrodan indim, sabahın ilk saatleri. Güneş ışıkları göz kamaştırıyor. Öbür tarafımda İstanbul Üniversitesinin heybeti...Beyazıt'a doğru yürüyorum. Laleli durağından biraz sonra önümde, bir elinde şemsiyesini asa yapmış, diğer eli, birazcık bükülmüş be

Gak deyince su guk deyince ekmek...

"İnsanlık tarih boyu hep mücadele edegelmiş, niçin Huzurlu bir hayat yaşamak için..."Bundan yirmi otuz sene önce hayal bile edemediğimiz yenilikler var. Dijital dünya yapay zekâya kadar gelindi. O kadar kolaylıklar var ki yazılsa sayfalar yetmez.Annem dokuz çocuk, karı koca on nüfusun haftada bir ateş yakıp kazanlarla su kaynatıp leğenlerde çamaşır

"Cenaze yok, ölecek var!.."

"Sabahı kıldım, bir şeyler atıştırdım ve hemen rüyada bildirilen bilginin peşine düştüm..."2024 yılında, yılbaşına 5 gün filan var iken ağabeyim Şaban Ören ile Devrek'te karşılaştık. Oturup konuştuk. Hatta yemek yedirme teklifinde bulundum. "Tokum" diye kabul etmedi. Aradan çok kısa zaman sonra damadını gördüğümde İstanbul'a gittiğini söyledi.Ben d

Keşke elimden fazlası gelse

Bazen "dakikalar dursa daha çok faydalı şeyleri paylaşsam" diye içimden geçirirdim.O gün hava çok sisli ve dondurucu soğuktu. Evden çıkarken acele ile atkımı almayı unutmuş geri dönmek zorunda kalmıştım.Gece yağan çiytaneleri cam gibi parlıyor, âdeta gözlerimi kamaştırıyordu. Sokağın köşesini döndüğüm sırada derinden bir inilti duydum. Minik bir kö

Taze altı ekmek

"Ne yapalım, kimseye bir şey demeyelim, kimseden bir şey istemeyelim, Allah büyük..."2000 yılının başı, aylardan hazirandı. Köy hayatını bilenler köyde işlerin bu aylarda hayli yoğun olduğunu bilirler... Bizim de o zamanlar köyde bağlarımız var. Lakin anneannemin vefatıyla eski düzen kalmamıştı. Evden bir büyük ayrıldığı zaman yerini doldurmak kola

Çocukluğumuçok özledim

"Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok."Bizim çocukluğumuzda annelerimiz evde bizi beklerdi. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem hep evdeydi. Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu. En büyük eğlencemiz sokakta o

Su gibi aziz olasınız

"Suyun bize öğrettikleri de var. Önüne bir kaya çıkarsa onunla uğraşmaz, etrafını dolaşır."Su, Allahü teâlânın tüm canlılara bir ihsanı. Önemini bildiğimiz gibi yokluğunu hep yaşadık. Hayvanlarımızı otlatırken, mandalarımızın rahatlamak için kullandığı yarı balçık göletlerde bile su içmek zorunda kaldıklarımız çok olurdu.Bilhassa köy yerlerinde suy

Edepsiz ilim fayda vermez

"İlim bilgi fen ve hendese güzel ahlakla, edeple bezenirse etrafa ışık saçar faydalı olur..."Dün başladığım köy odalarıyla ilgili hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum...O köy odaları âdeta birer medrese, okul, edep erkân ilim irfan öğrenme yerleriydi. Adab-ı muaşereti öğrenirdik. Âdeta bir psikoloji tedavi merkezi gibiydi de. Dertli olan derd

Eski köy odaları...

"Babam Hacı İbrahim Ejder bataryalı radyoyu açar akşam on dokuz ajansını dinlerlerdi."Küçüklüğümde yaşadığım köyde elektrik telefon otomobil motorlu araçlar yoktu. Bir ilkokul yetmiş talebe;ellisi erkek yirmisi kızlardan oluşurdu. Okulda iki öğretmen vardı bir öğretmen 1. ve 2. sınıfları aynı sınıfta sabahtan öğleye kadar okuturdu. Diğer öğretmen 3

"Siz ne yaptığınızın farkında mısınız"

"Sonra sustu... Sesi biraz kederlendi... Başını öne eğerek mırıldanır gibi devam etti..."Hatırama bugün de devam ediyorum..."Siz ne yaptığınızın farkında mısınız" Tekrarladı sözünü: "Siz ne yaptığınızın farkında mısınız"Şaşırmıştık. Hayret ve haşyet içinde dinliyorduk:"Sizin bu sattığınız Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye bir eve girdiği zaman o eve gü