Sadık Çelik

Cumhuriyet

Bir ahlak meselesi... Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime. Herkesin kolayca telaffuz ettiği ama kimsenin taşımaya yanaşmadığı bir yük... Başkasında eksikliğini gördüğümüzde hemen parmağımızı sallıyoruz; kendi payımıza düşeni fark ettiğimizdeyse gözümüzü kaçırıyoruz. Bugün ahlak dediğimiz şey, toplumun vitrininde sergilenen bir

Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz. Demir parmaklıklar sadece suçluları değil, sistemin günahlarını da saklar. 2002'de Türkiye'nin nüfusu 67 milyondu ve cezaevlerinin kapasitesi 70 bindi. 35 bin civarında hükümlü, 26 bin civarında tutuklu vardı. Gerisi boş. Yani yer vardı, umut belki azdı ama hâlâ bir

Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor. Öfke geliyor, göz kararıyor; öfke gidiyor ama yüz kızarmıyor... Sanki hava, biriken öfkenin pasını taşıyor; kimyası bozulmuş bir ülkenin, sinapsları yanmış bir toplumun içinde yürüyoruz. Herkes çok "haklı", kimse huzurlu

Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: ekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir... Antik zamanlardan bugüne toplumların kaderi, bu gücün kimin için ve nasıl kullanıldığına göre şekillenmiştir. Bundan binlerce yıl önce antik kentlerin kalbinde agoralar vardı. Agora yalnızca alışverişin yapıldığı bir pazar d

Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır. İş, sadece geçim kaynağı değil; kimliğin, onurun ve aidiyetin temelidir. Meslek sahibi olmak, insanın kendini hayata bağladığı en güçlü halkalardan biridir. Bugünse bu halka giderek zayıflıyor. Mesleksizlik, çağımızın sessiz salgınına d

Manşetlerin Gölgesinde "Hayat"

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar... Sabah işe yetişmeye çalışan insan, okul servisini bekleyen çocuk, mutfakta akşam yemeğini hazırlayan kadın ise hiçbir bültende kendine yer bulamaz. Her gün aynı saatte sokağın başından kalkan dolmuş, fırından yükselen poğaça koku

Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

"ok çalışırsan her şeyi başarırsın". ocukları, gençleri, üretmeye, başarıya, daha çok kazanmaya teşvik etmek için ne çok tekrar ederiz bu cümleyi... Peki, gerçekten öyle midir Bir çocuk sabah penceresini açıyor, karşısında yemyeşil bir manzara ya da ışıltılı bir şehir silueti. Diğeri uyanıyor, baktığı tek şey dar bir apartman boşluğu. Bu iki çocuğu

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Dünya da, Türkiye de eşzamanlı krizlerle sarsılıyor. Bunlar arasında ekonomi, iklim, su ve gıda pek çok açıdan aynı fay hattında. Sofrada gördüğümüz ya da göremediğimiz her şey, tarlada, ahırda, merada başlayan bir siyasetin son satırı... Bugün çiftçi borçla, tüketici yoksullukla, toprak ise susuzlukla terbiye ediliyor. Gıda egemenliği günbegün eri

Aşktan Öte Dertler...

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası. Savaşlar, krizler, açlık, yoksulluk ve yıkım, kıtaları, okyanusları aşıyor. Dünyanın efendileri, küresel tahtın sahipleri, birbirlerine nükleer tehditler savuruyor. Kartlarını saklıyor, blöf yapıyor, sonra da dünyayı kendi ellerine göre dizayn etmeye çal

Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar... Yalnızca son iki yılda, 30 milyon hektardan fazla orman yanmış gezegenin dört bir yanında. Bu, son 20 yılın ortalamasının iki katı demek. Türkiye de bu yeni küresel felaket diline çoktan dâhil oldu. Bilecik, Sakarya, Eskişehir, Afyon, Karabük, Zonguldak, Bursa... Yanmadık yer kalmadı adeta... Yangının bilan