Sebeb-i telif niyet, istikamet ve maksat belirtir

Sebeb-i telif, mesnevilerde başlayıp, zamanla nesir için de kullanılan bir metnin yazma yazılma neden(ler)idir (sebe-i vücûd). Yeni söyleyişle bir kitapta yazarın yazma, eserin yazılma güdüsünü (motivasyonunu, maksadını) anlattığı kısmın adıdır. Bu manada sebeb-i telif, bir yazarın o eserini yazma nedenleri hakkında okurlarının merakını gidermesi gibi pratik bir fayda taşımasının berisinde, asıl yazarın niyet, istikamet ve maksadını beyan ve dolayısıyla okurların da yazarın yazma niyet, istikametini tayin etmelerini ve maksadını öğrenmelerini sağlar. Amellerin niyetlere tabi olması yazmadaki yazarlıktaki insaniyet (nefs, kim-lik, kişilik) vasfına; istikamet yazmadaki yazarlıktaki paradigmaya, dünya görüşüne, daha net bir söyleyişle inanç (iman) esaslı zihniyete ve bunun içinde oluşan seçimlerin seyrine (işleyişine) işaret ederken, maksat da bir amaç, hedef ve faydaya isnat eder. Kurban Bayramı vesilesiyle Ankara'ya uğramıştım. Bu aynı zamanda ağabeyim Hüseyin Su ile görüşmemiz demekti. Onunla bir kıraathanede buluşup gündelik hayat, kültürel gidişat ve edebiyat çevresinde sohbet ettik. Sebeb-i telif konusu hem tarz-ı kadim eserlerimizdeki önemi hem de günümüzde yazma maksadının bireyselliği de aşıp bencilliğe evrilmesi yönünden gündeme geldi ve bu bağlamda sebeb-i telifte kafirlerin edebiyatını izlemek ve benimsemek bizim gençliğimizde bir problem olarak ele alınırken, bugün bunun -o şekilde ele alınmak da bir yana- artık bir problem olarak görülmediğini, hatta kafirlerin niyet, istikamet ve maksatlarını takip etmenin moda bir eğilime dönüştüğünü konuştuk. Hüseyin Su, söz konusu fark tahtında Lâmiî Çelebi'nin (ö. 9381532) Bir Uludağ Efsanesi: Bahar ve Kışın Mücadelesi adıyla yayımlanan Münâzara-i Bahâr u Şitâ'sındaki sebeb-i telife dikkatimi çekti (Büyüyenay, İstanbul 2023).İstanbul'a döndüğümde, kardeşim Mustafa Kirenci sayesinde yeni yayımlandığı günlerde buluşturulduğum mezkûr kitabın sebeb-i telifine baktım hemen. Elimin altında olan kitaba kendim Hüseyin Su hatırlatmasa belki uzunca bir süre daha bakamayacaktım. Bu durumu ilgili metnin okurlarımın bilgisine daha geç ulaşma ihtimaliyle birlikte düşününce onu burada paylaşmamın faydalı olabileceğine hükmettim. Lâmiî Çelebi, sebe-i telif bahsinde Bursa'daki kendi uzlet hanesinde dostlarıyla otururlarken, konunun Bursa'nın güzelliklerine intikal ettiğini, dostlarının -kendisi tarafından dile getirilen- oradaki hikmetli sözler ve şiirlerden bir eser meydana getirmesini istediklerini belirttikten sonra, devamında şunları kaydetmiştir: "Herkes söz bahçesinde gül toplamalı ve her ehl-i heves onun sözlerine aferin diyerek takdir etmeli ki 'İnsanlarla, onların akılları derecesinde konuşun' diye buyurmuştur âlemlerin Efendisi. Kaleme alınanlar cihanın Efendisi(nin buyurduğu) gibi olmalı. Sözleri muğlak ibareler, kapılı ve karışık istiarelerle muradı ihlal edici ve ona halel getirici olmamalı. Kaleme alınmış şeyler,