Mehmet Biten

Mehmet Biten

Milli Gazete
Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat 125 yazı 1 takipçi

Tam kovulmalık iş

Yazı yazarken teknik direktörlerin trajik sonlarını Fatih Tekke'nin yol ayrımı üzerinden ele almayı istemiştim ancak yazı çok uzun olunca yazıyı biraz daha sadeleştirme ihtiyacı hasıl oldu. Başta sorul olarak teknik direktörlerin kıyımını kanama üzerinden ele almak makul gelirken sonra meseleyi biraz daha demleyince başlığı yazının içine çekmek dah

Fırtınadaki fener: Eksilmenin, yalnızlığın ve ruhsal ihyanın inşası

Modern çağ, bizi hiç olmadığı kadar birbirimize bağladığını iddia ederken, tarihin en derin yalnızlık krizinin eşiğine fırlattı. Ekranların arkasına gizlenmiş yüzlerce "arkadaşlık", bildirimlerle süslenmiş sahte "bağlar" ve kalabalıklar içinde boğulan ama ruhu çölde dolaşan milyonlarca insan... Böyle bir dünyada yönünü kaybetmiş bir insan için en k

Gürültü Çemberi

Çağımızın insanını gözlemlerken sıklıkla kendimizi tanıdık bir çelişkinin içinde buluyoruz: Hiç olmadığı kadar ekranlarda, gürültünün merkezinde ve ağların içinde; ancak bir o kadar da göz önünde ama görünmez, sesli ama sessiz. Günümüz insanı sürekli bir sahnede, her konuda söyleyecek bir sözü var, ceplerinde kütüphaneler dolusu bilgi taşıyor. Faka

Bir kenti birlikte yaşamanın başka bir yolu şehirde spor

Spor denince aklımıza çoğu zaman skor gelir. Kaç kaç bitti Kim kazandı Kim gol attı Hangi takım şampiyon oldu Hangi sporcu rekor kırdı Oysa sporun hikâyesi skor tabelasından çok daha büyüktür. Biraz geriye çekilip baktığımızda sporun yalnızca bedenlerin yarıştığı bir alan olmadığını, aynı zamanda toplumların kendilerini yeniden kurdukları bir mekân

Karanlığa alışmak

İnsanın bilmediği şeylerden çok, bildiğini sandığı şeylerle başı derttedir. Bilmediğini bilmek, insanı öğrenmeye açık tutan mütevazı bir zihinsel konumdur. Bilmediğini bilmemek ise bundan çok daha farklıdır; çünkü burada eksik olan yalnızca bilgi değildir, eksikliğin farkındalığıdır. İnsan kendi bilgisinin sınırlarını göremediğinde, sınırın bittiği

Ziyankâr

Emrullah, öğrencilik yıllarını geçirdiği Eskişehir'de çok sevdiği Ekrem abisinin dilinden düşürmediği bir sözü hatırlatmıştı geçenlerde: "Bizim Ekrem abi sürekli 'ziyankâr' derdi. Yıllar sonra anladım neyin ziyan olduğunu, kelimenin tam da ne anlama geldiğini, ömrün belli bir bölümü geçince kavradım." Her muhabbet, her kelime insanda bir kıymık bır

Futbolun ötesinde: toplumun taşlarını hangi sporla döşüyoruz

"Futbol sadece futbol değildir" sözünü her gün biraz daha gözümüze sokan bir sistemin içinde yaşıyoruz. Fakat bu sistemi kutsamak, onun kendiliğinden ve kaçınılmaz biçimde iyi bir şey ürettiğine inanmak anlamına gelmemeli. Çünkü futbolun etrafında oluşan büyük ekonomik, kültürel ve toplumsal düzenin meşruiyetini büyük ölçüde oyunun kendisinden deği

Boşlukları dolduruyoruz!

"Boşlukları dolduruyoruz..." Galiba son zamanlarda muhatap olduğum sorulara en sık verdiğim cevap bu. Üstelik bu cevabın, tam da bu nevi soruların boyuna biçilmiş en yakışıklı libas olduğunu düşünüyorum. Neden mi Çünkü hayat hiçlik kabul etmiyor, boşluk bağışlamıyor. Hele de ömrünü tek bir hakikate ihlasla bağlamış, o inancı bütün yaşantısının tek

Bırakılmaktan yapılma bir adamın şehir rehberi

Neden şiirler bu kadar keskin ve sert bir şekilde kesiyor uyuşmaktan bezgin damarlarımızı Hangi yöne dönsem şairin telaşı sanki antik bir telaş gibi duruyor. Ne yöne baksam mısrasını yitirmiş bir toplumun kendine yabancılaşmasının izlerini görüyorum. İçimizde şiir ırmakları gümrah bir şekilde akmıyor artık. Hayata yabancılaşmış, adeta ustalaşmak bi

Bayrağı Sessizce Dalgalandıran Usta Semih Saygıner

Semih Saygıner, bir usta. Bir sporcu olmanın ötesinde, yıllardır yaptığı işin hakkını vererek Türkiye'nin bayrağını dünyanın dört bir yanında dalgalandıran bir elçi. Bilardonun yaşayan en büyük ustalarından biri olarak uluslararası turnuvalarda sahneye çıktığında yalnızca bir müsabakayı izlemiyoruz; aynı zamanda bir ülkenin spor kültürünün, emeğini

Kötü İle Çok Kötü Arasında

Türkiye'nin bugün yaşadığı temel sorunlardan biri, artık kötü ile iyi arasında değil, kötü ile daha kötü arasında tercih yapmaya zorlanmasıdır. Siyasette de ekonomide de giderek benzer bir manzara ortaya çıkıyor. Bir tarafta geçmişte yaşanmış ağır yanlışların korkusu, diğer tarafta bugünün yanlışlarının eleştirilemez hale gelmesi... Böylece toplum,

"Kalbinde halkından başka bir şey bulamadılar*"

Gecenin 3'ü... Bir yandan çalışıyorum, diğer taraftan arka planda çalan Afrika müzikleri arasında dolaşırken bir şiir denk geliyor. Kaç kere dinlediğimi hatırlamıyorum. Mahmut Derviş'in, "Sahipsiz bir köyde kısa bir akşam" şiirini kendi sesinden dinliyorum. Şiir beni alıp götürüyor. Şairin yüzündeki hüznü bir yerden tanıyorum. Hayatın tam orta yeri